UNICEF’in “The Adolescent Brain: A Second Window of Opportunity” başlıklı raporunda, 9–14 yaş aralığı; fiziksel gelişimin hızlandığı, sosyal ve duygusal öğrenmenin yoğunlaştığı kritik bir dönem olarak tanımlanmaktadır. Bu gelişimsel süreçte meydana gelen travmatik deneyimlerin, çocuklarda bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimi olumsuz yönde etkileyebileceği ifade edilmektedir
13. Tablo
1’de ailelerin ekonomik durumları incelendiğinde, ekonomik olarak katılımcılar dengeli ya da iyi durumdadır. Sosyoekonomik düzeyi düşük olan bireyler afet sonrası dönemde hem fiziksel hem de ruhsal açıdan daha dezavantajlı olabilir. Katılımcıların ebeveynlerinin eğitim düzeylerine bakıldığında, annelerin %73.5’inin ve babaların %77.7’sinin üniversite mezunu olduğu görülmektedir. Bu oranlar, Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması (TBSA) 2017 verilerine göre genel toplumda yükseköğrenim mezunu bireylerin oranı olan %19’un oldukça üzerindedir
14. Araştırmanın özel bir okulda yürütülmüş olması, ebeveynlerin yükseköğrenim düzeyine sahip olması ve sosyoekonomik açıdan gelir durumu oranlarının genel toplum ortalamasından daha yüksek çıkmasında etkili olabilir. Özel okullarda öğrenim gören öğrencilerin ebeveynlerinin, genellikle daha yüksek sosyoekonomik ve eğitim düzeyine sahip bireylerden oluştuğu bilinmektedir
15. Çalışmada erkek çocukların >97. persentilde yer alma oranı kız çocuklara kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Bu durum, erkek çocuklarda fazla kilolu ya da obez olma riskinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Benzer şekilde, normal BKİ aralığında (15–85. persentil) yer alan çocukların oranı kızlarda daha fazla bulunmuştur. Ana ve ara öğün tüketimi, öğün atlama durumu gibi değişkenlerde kız ve erkek çocukları arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Çocukların büyük çoğunluğu (%70.2) günde üç ana öğün tükettiğini belirtmiştir. Ara öğün tüketim sayısı açısından en fazla günde bir (%46) ve iki (%30.1) ara öğün tüketildiği belirtilmiştir. Bu sonuçlar Taşçene ve ark.
16’nın yapmış olduğu ortaokul öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını araştıran çalışmayla paralellik göstermektedir.
Katılımcıların büyük çoğunluğu (%69.6) ana öğünlerini atladığını belirtmiştir ve en çok atlanan öğün arasında kahvaltı (%55.3) bulunmaktadır ve kızlarda kahvaltıyı atlama oranı erkeklere oranla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Katılımcılar öğün atlama sıklığını en fazla %42.8 oranla haftada birkaç kez olduğunu belirtmişlerdir. Öğün atlamanın genel nedenleri arasında en çok iştahsızlık (%25.1), yemek yemek istememe (%24.2), yemek beğenmeme (%18.6) ve zaman yetersizliği (%18.1) bulunmaktadır (Tablo 3). Cömert ve ark. 17’nın yapmış olduğu çalışmada ise çocukların %71.7'sinin hiç öğün atlamadığı, %28.3'ünün ise öğün atladığı gösterilmiştir. Öğün atlayan çocukların %47.8'i kahvaltı, %43.4'ü öğle yemeği, %8.8'i akşam yemeğini atlamış, cinsiyetler arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Mevcut çalışmanın katılımcıları depremzede çocuklardan oluşmakta olup afet sonrası dönemde yaşanan stres, kaygı ve günlük rutinlerdeki bozulma gibi faktörler iştah ve beslenme alışkanlıklarını olumsuz etkilemiş olabilir.
Çalışmada kız çocuklarının toplam travma puanları erkek çocuklara kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Özellikle ‘Yok Sayma ve Kaçınma’ ile ‘Artmış Uyarılma’ alt boyutlarında kızların anlamlı düzeyde daha yüksek puan alması, travmatik olaylara karşı içselleştirilmiş stres tepkileri gösterme eğiliminde olduklarını düşündürmektedir. Literatürde de benzer şekilde, kız çocuklarının travmatik olaylar sonrasında duygusal tepkileri daha yoğun yaşadıkları ve TSSB gelişimine daha yatkın oldukları bildirilmiştir 18-21.
Bu çalışmada, çocukların deprem sonrası iştah ve yemek yeme alışkanlıklarında değişiklik olduğunu belirtenler ile travma sonrası stres tepkileri arasındaki ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Depremden sonra iştahının arttığını ve azaldığını belirten grupların, iştahının değişmediğini söyleyen gruba kıyasla daha yüksek travma puanlarına sahip olduğu görülmüştür (p<0.001). Bu bulgu, travmatik olay sonrası yeme davranışlarında görülen değişimlerin, psikolojik etkilenmenin bir yansıması olabileceğini göstermektedir. Yemek yeme alışkanlığında değişim gösteren (daha fazla veya daha az yediğini belirten) çocukların, ÇTSSTÖ toplam puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgu, travmatik deneyimin beslenme davranışları üzerindeki etkisini ortaya koymaktadır. Nitekim literatürde de travmaya maruz kalan bireylerde iştah ve beslenme davranışlarındaki değişimlerin travmatik stresin birer belirtisi olduğu ifade edilmektedir 22-24. Carmassi ve ark. 25’nın L’Aquila depremini yaşamış ergenlerle gerçekleştirdiği çalışmada, TSSB tanısı alan bireylerin, yeme davranışlarında bozulma gösterme olasılıklarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Özellikle iştah kaybı, tatlı/karbonhidrat isteği ve vücut ağırlığı değişimleri gibi belirtilerin TSSB’li bireylerde belirgin olduğu, ayrıca kızların bozulmuş yeme davranışlarının erkeklere kıyasla daha sık olduğu bildirilmiştir. Bu sonuçlar, deprem sonrası travmanın yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda beslenme davranışları üzerinde de ciddi etkiler yaratabileceğini göstermektedir. Kahramanmaraş 6 Şubat depremlerinin ardından yapılan bir çalışmada 26, çocukların %12.4’ü, ergenlerin %24.8’i iştah kaybı yaşadığını bildirmiştir. Hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda yapılan çalışmalar, doğal afetlerin çocuklarda TSSB gelişimini tetikleyebildiğini ve bu psikolojik travmanın çocukların beslenme alışkanlıklarını anlamlı biçimde etkileyebildiğini göstermektedir.
Çocuklarda cinsiyete göre günlük enerji ve makro besin ögesi alımları ile ÇTSSTÖ toplam puanları arasındaki ilişkiye göre (Tablo 6), kız çocuklarında yalnızca omega-3 yağ asidi alımı ile travma puanı arasında negatif yönlü, zayıf düzeyde fakat anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r= –0.199, p=0.019). Bu bulgu, omega-3 yağ asitlerinin stres, depresyon ve travma belirtileri üzerindeki potansiyel koruyucu etkilerine ilişkin literatürle örtüşmektedir 27,28. Erkek çocuklarında ise enerji ve diğer makro besin ögeleri ile TSSB düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Erkek çocuklarında benzer bir ilişki bulunmaması ise biyolojik yanıt farklılıkları, beslenme davranışları ve stresle başa çıkma stratejilerindeki cinsiyete özgü değişkenliklerle ilişkili olabilir.
BKİ ile ÇTSSTÖ puanı arasında (Tablo 6) erkek çocuklarda pozitif yönde zayıf ama anlamlı bir ilişki gözlenmiştir (r= 0.191, p=0.012). Bu sonuç, stresle başa çıkmada yeme davranışı sergileme durumunu düşündürebilir. Kız çocuklarında ise BKİ ile travma puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Perkonigg ve arkadaşlarının yürüttüğü prospektif bir çalışmada da benzer şekilde, TSSB öyküsü bulunan bireylerde obezite gelişme riskinin arttığı bildirilmiştir. Özellikle kadın bireylerde TSSB'nin obezite gelişimi için yaklaşık üç kat risk faktörü olduğu saptanmıştır. Her ne kadar cinsiyet farkı bakımından farklı sonuçlar elde edilmiş olsa da her iki çalışmada da psikolojik travmanın beden kütle indeksiyle ilişkili olabileceği vurgulanmaktadır. Bu durum, travma sonrası yaşanan stresin beslenme davranışları ve metabolik yanıtlar üzerinde etkili olabileceğini düşündürmektedir 29. Doğal afetlerin obezite üzerindeki etkisini inceleyen sistematik derlemede 30, afetler sonrasında vücut ağırlığında artış gözlemlenmiştir. Bu durum, afetlerin uzun vadede obezite riskini de artırabileceğini göstermektedir.
Sonuç olarak, bu çalışma; deprem gibi travmatik olayların çocuklarda yalnızca psikolojik etkiler yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda iştah, yemek yeme alışkanlıkları ve beden kütle indeksi gibi beslenme ile ilişkili göstergeleri de anlamlı düzeyde etkileyebileceğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, afet sonrası süreçte çocukların hem ruhsal hem de fiziksel sağlıklarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasının gerekliliğine işaret etmektedir. Örneklem grubundaki ebeveynlerin çoğunun yüksek sosyoekonomik düzeyde olması, bulguların farklı sosyoekonomik profillere genellenebilirliğini sınırlamaktadır. Bu nedenle, daha farklı popülasyonları kapsayan çalışmalara ihtiyaç vardır.
Teşekkür
Araştırmanın yürütülmesine katkı sağlayan Özel Beyza Okulları yönetimine, öğretmenlerine ve katılım gösteren öğrencilere içten teşekkür ederim.