[ Ana Sayfa | Editörler | Danışma Kurulu | Dergi Hakkında | İçindekiler | Arşiv | Yayın Arama | Yazarlara Bilgi | E-Posta ]
Fırat University Medical Journal of Health Sciences
2020, Cilt 34, Sayı 3, Sayfa(lar) 255-264
[ Özet ] [ PDF ] [ Benzer Makaleler ] [ Yazara E-Posta ] [ Editöre E-Posta ]
Koroner Bypass Hastalarında Preoperatif Hematolojik Parametrelerin Mortalite ve Morbidite ile İlişkisinin Değerlendirilmesi
İbrahim Burak ŞEKER1, Sadiye DENİZ ÖZSOY1, İsmail KOŞAR1, Ayhan UYSAL2, Mehmet Ali YEŞİLTAŞ1, İsmail HABERAL1,
1İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Kardiyoloji Enstitüsü, Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı, İstanbul, TÜRKİYE
2Fırat Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı, İstanbul, TÜRKİYE
Anahtar Kelimeler: N/L oranı, RDW, trombosit, KABG
Özet
Amaç: Günümüzde koroner arter bypass greft cerrahisi (KABG) yoğun bir şekilde yapılmaktadır. Hemotolojik parametrelerin KABG uygulanan hastaların post operatatif mortalite, morbitide ve uzun dönemde sağ kalımı belirlemede kullanılabilecek bir belirteç olabileceği bildirilmiştir. Bu çalışmada, KABG geçiren hastalarda preoperatif hemotolojik parametrelerden; nötrofil/lenfosit (N/L) oranı, eritrosit dağılım hacmi (RDW) değeri ve preoperatif trombosit değeri ile postoperatif trombosit değer farklarının postoperatif mortalite, morbitide ve hastane kalış süresini uzatan diğer nedenler ile arasında bir ilişki olup olmadığı araştırıldı.

Gereç ve Yöntem: Ek kardiyak hastalığı olmayan ve ek cerrahi prosedür geçirmeyen iskemik kalp hastalığı nedeniyle elektif şartlar altında koroner arter bypass greft cerrahisi uygulanmış 670 olgunun cerrahi sonrası hastane kayıtlarının retrospektif olarak incelenmesini kapsamaktadır.

Bulgular: Çalışmaya; 151'i kadın (%22.5), 519'u erkek (%77.5), toplam 670 olgu dahil edilmiştir. KABG sonrasında Atrial Fibrilasyon (AF) %22.5, Majör İstenmeyen Kardiyo-Serebral Etkiler (MACCE) %6.7, mortalite %4.6 oranında gerçekleşmiştir. Preoperatif yüksek N/L oranı, KABG sonrası gelişen AF ve advers etkilerle ilişkili saptandı (P<0.001 ve P=0.001). Preoperatif yüksek RDW değeri, KABG sonrası gelişen AF ile ilişkili olduğu saptandı (P=0.005). Postoperatif ile preoperatif trombosit sayısı farkı, KABG sonrası gelişen mortalite ile ilişkili olduğu saptandı (P<0.001). Postoperatif 7. gün trombosit değerinin preoperatif trombosite göre 1 birimlik (103 mm3) artışında, %3 mortalite riskinin azaldığı gözlendi (P<0.001).

Sonuç: Preoperatif hematolojik parametrelerin daha ayrıntılı değerlendirilmesi mortalite ve morbiditenin öngörülmesine katkı sağlamaktadır, ve yapılacak kapsamlı çalışmalar ile belki de bu parametreler risk skorlama sistemleri içerisine dahil edilerek bu sistemlerin güvenirliklerini artıracaklardır.

  • Başa Dön
  • Özet
  • Giriş
  • Materyal ve Metot
  • Bulgular
  • Tartışma
  • Kaynaklar
  • Giriş
    Kardiyovasküler hastalıklar, tüm dünya ülkelerinde daha ileri yaşlarda olmakla beraber, günümüzde halen birincil mortalite sebebi olmaya devam etmektedirler 1. Koroner arter baypass greft cerrahisi (KABG) son dört dekaddır tıkayıcı koroner arter hastalığı tedavisi için rutin olarak kullanılmaktadır 2. Geçtiğimiz 10 yılda KABG yapılan hastalarda cerrahi esnasında veya kısa süre sonrasında görülen mortalite oranları azalmasına rağmen morbidite de artış gözlenmiştir. Bunun başlıca nedeni ameliyat edilen hastaların daha yaşlı ve daha düşkün hastalar olmasıdır. Bu da genellikle cerrahi sonrası komplikasyon oranlarında artış ve yaşam kalitesinde düşmeyle sonuçlanır 3. Yetişkin kalp cerrahisinde Avrupa Sistemi Kardiyak Operatif Risk Değerlendirmesi (EuroSCORE) yaygın olarak kabul edilmekte ve rutin uygulamada risk derecelendirilmesi için kullanılmaktadır. Ancak çok daha güvenli ve ilave prediktör (belirteç) arama eğilimi her zaman vardır. Hastaların rutin kan profilleri de bu belirteçler açısından yoğun olarak çalışılmaktadır.

    Azalmış hemotokrit (HTC) veya hemoglobin (HGB) klinik olarak önemli bir durumdur ve KABG geçiren hastalarda nadir bir bulgu değildir. Birçok çalışmada 4-6; anemi ile, artmış perioperatif morbidite ve mortalite arasında ilişki saptanmıştır. KABG geçiren hastalar, koroner seviyesi kapasitelerinin sınırlı olmasından dolayı düşük HTC seviyelerine oldukça duyarlıdır. Ayrıca geniş kapsamlı bir çalışmada 5 KABG için operatif mortalitenin, şayet preoperatif beyaz küre sayısı 12.0x109/L aşarsa mortalitenin 2.8 kat daha fazla olduğu gösterilmiştir. Preoperatif nötrofil/lenfosit (N/L) oranının, KABG sonrası gelişen advers durumların bir prediktörü olduğu gösterilmiştir 6,7. Başka bir çalışmada 4 ortalama platelet hacmi (MPV) ile birlikte HTC düzeylerinin, KABG uygulanan hastalarda risk sınıflandırmasında rol aldığı gösterilmiştir. Yapılan başka bir çalışmada 7 Eritrosit dağılım hacmi (RDW)’nin izole KABG uygulanan hastalarda hastane içi mortalite ve uzun dönem sağ kalımı belirlemede önemli bir belirteç olduğu gösterilmiştir.

    Bu çalışmada; KABG geçiren hastalarda preoperatif hemotolojik parametrelerden N/L oranı, RDW değeri ve preoperatif trombosit değeri ile postoperatif trombosit değer farklarının postoperatif mortalite, morbitide ve hastane kalış süresini uzatan diğer nedenler ile arasında bir ilişki olup olmadığı araştırıldı.

  • Başa Dön
  • Özet
  • Giriş
  • Materyal ve Metot
  • Bulgular
  • Tartışma
  • Kaynaklar
  • Materyal ve Metot
    Bu çalışma; Mart 2011–Ocak 2016 tarihleri arasında ek kardiyak hastalığı olmayan ve ek cerrahi prosedür geçirmeyen iskemik kalp hastalığı nedeniyle elektif şartlar altında koroner arter bypass greft cerrahisi uygulanmış 670 olgunun cerrahi sonrası hastane kayıtlarının retrospektif olarak taramasını kapsamaktadır. Etik kuruldan bu çalışma için etik açıdan uygunluk kararı verilmiştir (İ.Ü. Cerrahpaşa, Kardiyoloji Enstitüsü Etik kurulu; 18/05/2016 tarih ve 50.0.05.00/5 sayılı). Hastaların demografik özellikleri (yaş, cinsiyet, boy, ağırlık, vücut yüzey alanı), preoperatif özgeçmiş, preoperatif rutin biyokimya laboratuar tetkikleri, preoperatif rutin alınan tam kan sayımı parametreleri, postoperatif kontrol amaçlı alınan tam kan sayımı değerlerinden postoperatif 1.gün trombosit sayısı değeri ve postoperatif 7. gün veya taburculuk trombosit sayısı değeri, koroner bypass greft sayısı, internal torasik arter grefti kullanımı, ekstra korpereal dolaşım süresi, kross klemp süresi, intra aortik balon pompası kullanımı, medikasyon (asetilsalisillik asit kullanımı, beta bloker kullanımı, kalsiyum kanal bloker kullanımı, anjiotensin konverting enzim inhibitörü veya anjiotensin 2 reseptör bloker kullanımı, statin kullanımı, insülin kullanımı), mortalite, kanama revizyonu, uzamış entübasyon, reentübasyon, enfeksiyon (yara enfeksiyonu, hastane enfeksiyonu, mediastinit, sepsis), postoperatif kalp yetmezliği, postoperatif myokard infarktüsü, postoperatif aritmiler, postoperatif serebrovasküler olaylar, postoperatif böbrek yetmezliği, gastrointestinal komplikasyonlar, sternal dehissens, sternal revizyon, açık yara tedavisi, plevral effüzyon, perikardiyal effüzyon, derin ven trombozu, pulmoner emboli, yoğun bakım süresi, hastane kalış süresi olgulardan koroner arter bypass cerrahisi sonrası hastane kayıtları incelenerek retrospektif olarak elde edildi. Olgular atrial fibrilasyon (AF) gelişen ve gelişmeyen, major istenmeyen kardiyo ve serebrovasküler etkiler (MACCE) gelişen ve gelişmeyen, cerrahi sonrası gelişen tüm istenmeyen olaylar (advers events) gelişen ve gelişmeyen, mortalite gelişen ve gelişmeyen hastalar olarak gruplandırılarak istatiksel analizi yapılmıştır.

    Bu çalışmada hastalardan cerrahi öncesi rutin olarak alınan tam kan sayımı değerlerinden preoperatif N/L oranı, preoperatif RDW ve cerrahi sonrası kontrol amaçlı alınan tam kan sayımı parametrelerinden postoperatif trombosit değerleriyle preoperatif trombosit değer farkları postoperatif mortalite, morbidite ve hastane kalış süresini uzatan diğer nedenlerle karşılaştırılıp etkileri değerlendirilmiştir.

    İstatistiksel Analiz: Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile incelenmiştir. Normal dağılıma uygunluk gösteren değişkenler ortalama±standart sapma, normal dağılıma uygunluk göstermeyen değişkenler ise medyan (minimum: maksimum) değerleriyle ifade edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalar sürekli değişkenler için normal dağılıma uygunluğun sağlandığı durumlarda bağımsız örneklemler t testi, normal dağılıma uygunluk olmaması durumunda ise Mann Whitney testi kullanılarak yapılmıştır. Kategorik değişkenlerin gruplar arası karşılaştırmaları ki-kare ve Fisher’in kesin ki-kare testleri kullanılarak yapılmıştır. AF oluşumu, mortalite ve adverse olay oluşumunu etkilediği düşünülen bağımsız risk faktörlerini belirlemek amacıyla geriye doğru seçim prosedürü kullanılarak lojistik regresyon analizi yapılmış ve tek değişkenli analizlerde anlamlı bulunan değişkenler analize dahil edilmiştir. Final adımında modelde kalan değişkenler OR (%95 Güven aralığı: GA) değerleri ve ilgili p-değerleri ile birlikte raporlanmıştır. Çalışmanın analizleri SPSS (IBM Corp. Released 2011. IBM SPSS Statistics for Windows, Version 20.0. Armonk, NY: IBM Corp.) programında yapılmış olup, analizlerde istatistiksel anlam düzeyi α=0.05 olarak belirlenmiştir.

  • Başa Dön
  • Özet
  • Giriş
  • Materyal ve Metot
  • Bulgular
  • Tartışma
  • Kaynaklar
  • Bulgular
    Çalışmaya 151'i kadın (yaş ortalaması: 61.58±9.46) ve 519'u erkek (yaş ortalaması: 61.09±9.57) olan toplam 670 hasta dahil edilmiştir. KABG sonrasında 9 kadın ve 22 erkek hastada %4.6 mortalite gözlendi. 13 kadın ve 32 erkek hastada %6.7 MACCE, 62 kadın ve 168 erkek hastada %34 advers (istenmeyen) etkiler, 33 kadın ve 118 erkek hastada %22.5 AF gözlendi. AF gözlenen hasta grubunda yaş ortalaması daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). AF gözlenen hasta grubunda medyan Euroscore değeri daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). AF gözlenmeyen hasta grubunda medyan Preop HGB değeri daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). AF gözlenmeyen hasta grubunda medyan Preop Lenfosit değeri daha yüksek bulunmuştur (P=0.002). AF gözlenen hasta grubunda medyan N/L değeri daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). AF gözlenen hasta grubunda medyan Preop BUN ve kreatinin değerleri daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). Statin kullanım oranı AF gözlenmeyen hasta grubunda daha yüksek bulunmuştur (P=0.005, Tablo 1).


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Tablo 1: AF grupları arasında yapılan karşılaştırmalar

    AF oluşan hastaların grubunda bağımsız risk faktörlerini belirlemeye yönelik yapılan lojistik regresyon analizi sonuçlarında yaş değişkenindeki bir birimlik artışta AF oluşumunda 1.06 kat risk artışı belirlendi (Tablo 2). Yoğun bakım kalış süresi değerindeki bir birimlik artışta AF oluşumunda 1.27 kat risk artışı olduğu belirlendi.


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Tablo 2: AF üzerinde bağımsız risk faktörlerini belirlemeye yönelik yapılan lojistik regresyon analizi sonuçları

    KABG sonrası istenmeyen etki gelişen hastalar grubunda yaş ortalaması 64.90±8.74 daha yüksek bulunmuştur (P<0.001, Tablo 3). Adverse olay gözlenmeyen grupta medyan Preop RBC, HGB, HTC, MCHC ve Lenfosit değeri daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). N/L oranı adverse olay gözlenen grupta daha yüksek bulunmuştur (P=0.001). Preop plt ölçümlerine göre gruplar arasında fark bulunmazken, yapılan 1. ölçümlerde preop ölçümüne göre olan değişim incelendiğinde istenmeyen olay gözlenen grupta azalma miktarının (%-31.06), adverse olay gözlenmeyen gruba göre (%-24.95) daha yüksek olduğu görülmektedir (P=0.001). Yedinci günde yapılan 2. ölçümlerde preop plt ölçümüne göre istenmeyen olay gözlenen (%23.95) ve gözlenmeyen(%17.14) grupta artış gözlenirken, artış miktarları bakımından iki grup arasında fark bulunmuştur (P=0.031). Hiperlipidemi görülme sıklığı istenmeyen olay gözlenmeyen grupta daha yüksek bulunmuştur (P=0.001). Geç SVO(serebrovasküler olay) gözlenme oranı istenmeyen olay gözlenen grupta daha yüksek bulunmuştur (P=0.050). Kronik böbrek yetmezliği gözlenme oranı; istenmeyen olay gözlenen grupta daha yüksek bulunmuştur (P=0.008). Medyan bypass süresi advers olay gözlenen grupta daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). Medyan kross klemp süresi advers olay gözlenen grupta daha yüksek bulunmuştur (P=0.002).


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Tablo 3: Adverse olay grupları arasında yapılan karşılaştırmalar

    Advers olay gelişimi üzerinde bağımsız risk faktörlerinin belirlemeye yönelik yapılan lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre yaş değişkenindeki bir birimlik artış advers olay üzerinde 1.06 kat risk oluşturmaktadır (Tablo 4). Preoperatif lenfosit değerindeki artış advers olay gelişimi üzerinde koruyucu etki oluşturmaktadır. İlgili değişkendeki bir birimlik artış sonucunda advers olay gelişme riski %24 (1-0.76=0.24) azalmaktadır. Yoğun bakım ve hastanede kalış süresi değişkenlerinde bir birimlik artış advers olay gelişmesi üzerinde 1.30 ve 1.21 kat risk oluşturmakta olduğu gözlenmektedir.


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Tablo 4: Advers olay üzerinde bağımsız risk faktörlerini belirlemeye yönelik yapılan lojistik regresyon analizi sonuçları

    MACCE gözlenen ve gözlenmeyen hastaların preoperatif PLT ölçümlerine göre gruplar arasında fark bulunmazken, postoperatif 1. gün bakılan PLT ölçümüne göre olan değişim incelendiğinde MACCE gözlenen grupta azalma miktarı (-%36.62), MACCE gözlenmeyen gruba göre (-%26.21) daha düşük olduğu görülmektedir (P=0.007). Postoperatif 7. gün veya taburculuk öncesi 2.PLT ölçümlerinde preoperatif PLT ölçümüne göre MACCE gözlenen grupta azalma (-%2.60) ve gözlenmeyen grupta artış (%23.65) olduğu gözlenirken, ilgili değerler bakımından iki grup arasında fark bulunmuştur (P<0.001).


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Tablo 5: MACCE grupları arasında yapılan karşılaştırmalar

    MACCE üzerinde bağımsız risk faktörlerini belirlemeye yönelik yapılan lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre (Tablo 6); geçirilmiş SVO varlığı durumunda MACCE oluşmasına ait risk, geçirilmiş SVO bulunmaması durumuna göre 27.91 kat artmaktadır. Preoperatif LVEF değişkenindeki bir birimlik artış MACCE oluşumu üzerinde koruyucu faktör olarak belirlenmiştir. İlgili değişkendeki bir birimlik artış MACCE oluşumuna ait risk %9(1-091) azalmaktadır. Hastanede kalış süresi değişkenindeki bir birimlik artış MACCE oluşumunun üzerinde 1.09 kat risk oluşturmaktadır.


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Tablo 6: MACCE üzerinde bağımsız risk faktörlerini belirlemeye yönelik yapılan lojistik regresyon analizi sonuçları

    Mortalite gözlenen grupta (Tablo 7) yaş ortalaması, geçirilmiş SVO görülme oranı, KBY görülme oranı, medyan Euroscore değeri, preoperatif BUN değeri, preoperatif kreatinin değeri, medyan bypass süresi, medyan kross klemp süresi istatatiksel olarak daha yüksek bulunmuştur. Mortalite gözlenen grupta yaş ortalaması daha yüksek bulunmuştur (P=0.001). Mortalite gözlenmeyen grupta medyan preop RBC, lenfosit, basofil değeri daha yüksek bulunmuştur (P=0.039, P=0.018, P=0.046). Preop PLT ölçümlerine göre gruplar arasında fark bulunmazken, yapılan 1. ölçümlerde preop ölçümüne göre olan değişim incelendiğinde mortalite gözlenen grupta azalma miktarının (%-48.05), mortalite gözlenmeyen gruba göre (%-26.17) daha yüksek olduğu görülmektedir (P=0.002). Yedinci günde yapılan 2. Ölçümlerde yine preop PLT ölçümüne göre mortalite gözlenmeyen grupta artış gözlenirken (%23.23), mortalite gözlenen grupta preop ölçüme göre azalma (%-18.18) gözlenmiştir (P<0.001). İMA kullanım oranı mortalite gözlenmeyen grupta daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). Medyan bypass süresi mortalite gözlenen grupta daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). Medyan kross klemp süresi mortalite gözlenen grupta daha yüksek bulunmuştur (P=0.002). Statin kullanım oranı mortalite gözlenmeyen grupta daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). Mortalite üzerinde bağımsız risk faktörlerini belirlemeye yönelik yapılan lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre (Tablo 8) Euroscore değişkenindeki bir birimlik artış mortalite üzerinde 1.65 kat risk oluşturmaktadır. Postoperatif 7. gün veya taburculuk öncesi PLT ölçümünün, preoperatif PLT değerine göre elde edilen değişimindeki artış mortalite üzerinde koruyucu faktör olarak bulunmuştur. İlgili değişkendeki bir birimlik artış sonucunda mortalite riski %3 (1-0.97=0.03) azalmaktadır. Statin kullanımıda mortalite üzerinde koruyucu faktör olarak belirlenmiştir.


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Tablo 7: Mortalite grupları arasında yapılan karşılaştırmalar


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Tablo 8: Mortalite üzerinde bağımsız risk faktörlerini belirlemeye yönelik yapılan lojistik regresyon analizi sonuçları

  • Başa Dön
  • Özet
  • Giriş
  • Materyal ve Metot
  • Bulgular
  • Tartışma
  • Kaynaklar
  • Tartışma
    Kalp cerrahisinde görülen tüm ilerlemelere rağmen, koroner kalp ameliyatları sonrası görülen mortalite ve morbidite günümüzde de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır 8,9. Perkütan transluminal koroner anjiyoplasti (PTCA) ve diğer invaziv girişimlerdeki ilerlemenin mortalitedeki bu artışta rolü büyüktür. Giderek daha az risk taşıyan, daha az damar tutuluşu olan ve ventrikül fonksiyonu iyi korunmuş olan hastalar PTCA’e verilirken; çok damar tutuluşlu ve ventrikül fonksiyonu bozuk olan hastalar cerrahiye yönlendirilmiş ve böylece değişen hasta popülasyonu cerrahi mortalitenin artmasına etken olmuştur. Bunun yanında koroner reoperasyon ameliyatlarının giderek standart cerrahi içinde daha büyük oran tutması da bu sonuçta etkendir 10-12.

    Risk skorlama operatif mortalite yanında, morbidite, hastanede kalış süresi ve hastane maliyeti hakkında da bilgi edinmemizi sağlarlar 13.

    Yetişkin kalp cerrahisinde Avrupa Sistemi Kardiyak Operatif Risk Değerlendirmesi (EuroSCORE) yaygın olarak kabul edilmekte ve rutin uygulamada risk derecelendirilmesi için kullanılmaktadır. Ancak çok daha güvenli ve ilave prediktör (belirteç) arama eğilimi her zaman vardır. Çok sayıda çalışmada 4,5,7; anemi ile, artmış perioperatif mortalite ve morbidite arasında ilişki saptanmıştır. KABG geçiren hastalar, koroner seviyesi kapasitelerinin sınırlı olmasından dolayı düşük HTC seviyelerine oldukça duyarlıdır. Bu çalışmada da düşük medyan preoperatif RBC, HCT, HGB değerleri AF gelişen grupla, MACCE gelişen grupla ve cerrahi sonrası istenmeyen (advers) etki gelişen grupla ilişkili görünmektedir.

    Azalmış periferal lenfosit sayısının devam eden nonspesifik aterosklerotik inflamatuvar sürecin bir markırı olabileceği belirtilmiştir 6. Lenfopenin aterosklerozis süreciyle ve majör advers kardiyak etkilerle ilişkili olabileceği gösterilmiştir 14,15. Lenfositler, aterosklerozda luminal daralmadan sorumlu interferon gama aracılığı ile düz kas proliferasyonunu düzenler 16. Bu çalışmada da medyan preoperatif lenfosit sayısının AF gelişen grupla, MACCE gelişen grupla, cerrahi sonrası istenmeyen (advers) etki gelişen grupla ve mortalite gelişen grupla ilişkili olduğu görünmektedir.

    Başka bir çalışmada 4, preoperatif yükselmiş MPV değerini KABG sonrası olumsuz sonuçlarla ilişkili bulunmuştur. KABG sonrası istenmeyen olaylar ile preoperatif MPV ve HCT düzeyleri açık bir ilişki göstermektedir. Buna karşın ne N/L oranı, ne de farklı lökosit sayımı içeren WBC sayımı KABG sonrası istenmeyen olaylarla anlamlı bir ilişki göstermemiştir. Bu çalışmada da medyan preoperatif MPV değerinin AF gelişen grupla, MACCE gelişen grupla, cerrahi sonrası istenmeyen etki gelişen grupla ve mortalite gelişen grupla ilişkili olduğu görünmemektedir. Bu çalışmada MPV ve HCT düzeylerini ayrı ayrı değerlendirdiğimiz için MPV’yi istatiksel olarak anlamsız, HCT’yi ise istatiksel olarak anlamlı bulmuş olabiliriz.

    Preoperative yükselmiş N/L oranını KABG sonrası daha düşük sağ kalım ile ilişkilendirmiş ve bu prognostik yararlılığın diğer bilinen risk faktörlerinden bağımsız olduğunu bildirilmiştir 17-24. Bu çalışmada yükselmiş median preoperatif N/L oranının AF gelişen grupla ve KABG sonrası istenmeyen etkiler oluşan grupla ilşkili olduğu görülmektedir. MACCE gelişen grup ve mortalite gelişen grupla ilişkisi görünmemektedir. İlişkili olduğu gruplarda da diğer bilinen risk faktörlerinden bağımsız olmadığı görülmektedir. Bu çalışmada cerrahi sonrası erken dönem mortalite’yi değerlendirdiğimiz için sanki fark var gibi görünmektedir. Oysaki onlar erken dönem sonrası (3.6 yıl takip edilmiş) preoperatif yükselmiş N/L oranına sahip hastaların düşük sağ kalıma sahip olduklarını göstermişlerdir. Bu çalışmada cerrahi sonrası 6 aylık dönem incelendiğnden MACCE ve mortalite ile ilişkili olmadığı görülmektedir.

    Yeni başlangıçlı atrial fibrilasyonun belirleyicisi olarak N/L oranının kullanılışlığı başlıklı çalışmada 18; yükselmiş pre ve post operatif N/L oranının artmış KABG sonrası oluşan AF oluşumu ile ilişkili olduğu görülmüştür. Bu çalışmada da yükselmiş medyan preoperatif N/L oranı değerinin KABG sonrası AF gelişen grupla ve KABG sonrası gelişen istenmeyen etkiler oluşan grupla ilşkili olduğu görülmüştür. Bir önceki çalışmanın devamı niteliğinde olan çalışmada bu sefer AF’yi değerlendirmişler ve pre ve postoperatif yüksek N/L oranının KABG sonrası gelişen AF ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Aslında buda bizim çalışmamızında bu çalışmayı desteklediğini gösteren bir bulgudur.

    Koroner arter bypass greft cerrahisi sonrası hastalarda mortalite belirteci olarak preoperatif RDW değerlendirildiği bir çalışmada; yükselmiş RDW değeri KABG yapılan hastalarda uzun dönemde artmış mortalite riskiyle ilişkilendirilmiştir 19. Bu çalışmada erken dönem gelişen morbidite ve mortalite’yi araştırdık. RDW’nin erken dönem mortalite ile ilşkili olmadığını, yükselmiş preoperatif medyan RDW değerinin KABG sonrası AF gelişen grupla ilişkili olduğunu saptadık. KABG sonrası gelişen istenmeyen etki oluşan grupla, MACCE gelişen grupla ve mortalite gelişen grupla preoperatif medyan RDW değeri ilişkili bulunmamıştır. Warwick ve ark. 7’nın çalışmalarında; RDW değerinin izole KABG uygulanan hastalarda hastane içi mortalite ve uzun süreli sağ kalımı belirleyen önemli bir faktör olduğunu göstermişler ve bu ilişkinin mekanizması için daha fazla çalışmanın gerektiğini belirtmişler.

    Başka bir çalışmada 20; kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım hastalarında trombositopeni önemli bir mortalite ve morbidite nedeni olduğunu belirtmişler. Özellikle operasyon sonrası sıklıkla antikoagülan tedavi başlanan bu hastalarda peroperatif dönemde hemostaza ayrıca önem verilmeli, postoperatif dönemde yoğunbakımda ise hastaların kan parametreleri yakın takip edilmelidir sonucuna varmışlardı. Bu çalışmada da; KABG sonrası bütün gruplarda postoperatif 1.gün bakılan medyan trombosit değerinin preopertatif medyan trombosit değerine göre %25 ile %48 arasında düştüğü görüldü. KABG sonrası gelişen istenmeyen etki oluşan grupla, KABG sonrası MACCE gelişen grupla ve KABG sonrasında mortalite gelişen grupla postoperatif 1.gün ve 7.gün veya taburculuk öncesi bakılan medyan trombosit değerinin preopertatif medyan trombosit değerine göre farkları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. KABG sonrası AF gelişen grupla trombosit değer düşüşü ilişkilendirilememiştir.

    Hiperlipidemik hastalarda KABG sonrası erken dönemde daha az AF, advers olay, MACCE ve mortalite gözlendiği görülmektedir. Hiperlipideminin KAH nedeni olduğu bilinmekle beraber çalışmada KABG sonrası hiperlipidemili hastalarda daha az morbidite ve mortalite olduğu gözlendi. Literatürde bunu destekleyen herhangi bir çalışma bulunamamıştır. Mekanizması bilinmemekle beraber yine tüm gruplarda statin kullanımı da mevcuttur. Statinlerin lipit düşürücü özelliklerinin yanında; postoperatif morbiditeyi ve mortaliteyi azaltan pleiotropik etkilere sahip olduğu bildirilmiştir 21-25. Bu çalışmadaki hiperlipidemik hastalarda daha az morbidite ve mortalite gözlenmesi hastaların kullandığı statine bağlı olabileceği gibi ayrı çalışmalar gerektiren bir konuda olabilir.

    Çalışmanın retrospektif olması, sadece erken dönem mortalite ve morbidite üzerine etkilerin değerlendirmesi limatasyonudur.

    Preoperatif yüksek N/L oranını, RDW değeri ve trombosit değerinin postoperatif atrial fibrilasyon, KABG sonrası istenmeyen tüm olaylar ve mortalite ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Kan parametrelerinin hastaların risk skorlama sistemlerinde daha kapsamlı olarak yer alması, postoperatif riskleri daha kesin öngörmeye yardımcı olabilir. Bu konu hakkında yapılan çalışmaların azlığı nedeniyle bu bulguları değerlendirmek ve mekanizmayı açıklamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

  • Başa Dön
  • Özet
  • Giriş
  • Materyal ve Metot
  • Bulgular
  • Tartışma
  • Kaynaklar
  • Kaynaklar

    1) Fuster V. Epidemic of cardiovascular and stroke: The three main challenges. Circulation 1999; 99: 1132-1137.

    2) Ferguson TB, Hammill BG, Peterson ED, et al. STS National database committee. A decade of change risk profiles and outcomes for isolated coronary arery bypass grafting procedures, 1990-1999. Ann Thorac Surg 2002; 73: 480-490.

    3) Van Mastrigt G, Heijmans J, Severens J, et al. Short stay intensive care after coronary artery bypass surgery: Randomized clinical trial on safety and cost effectiveness. Crit Care Med 2006; 34: 65-75.

    4) Unal EU, Ozen A, Kocabeyoglu S, et al. Mean platelet volume may predict early clinical outcome after coronary artery bypass grafting. Journal of Cardiothoracic Surgery 2013; 8: 91.

    5) Dacey LJ, DeSimone J, Braxton JH, et al. Preoperative White blood cellcount and mortality morbidity after coroner artery bypass grafting. Ann Thorac Surg 2002; 73: 523-528.

    6) Azab B, Shariff MA, Bachir R, et al. Elevated preoperative neutrophil/lymphocyte ratio as a predictor of increased long-term survival in minimal invasive coronary artery bypass surgery compared to sternotomy. Journal of Cardiothoracic Surgery 2013; 8: 193.

    7) Warwick R, Mediratta N, Shaw M, et al. Red cell distribution width and coronary artery bypass surgery. European Journal of Cardio-Thoracic Surgery 2013; 43: 1165-1169.

    8) Sethna D, Pastel J. Perioperative mortality and morbidity of coronarartey bypass grefting. Current Opinionin Cardiology 1992; 7: 973-983.

    9) Cohen LS. Coronary artery disease and the indications for coronary revascularization. In: Bave AE. (Editor). Gleen’s Thoracic and Cardiovascular Surgery. New Jersey: Prentice-Hall International Inc,1991: 1755-1761.

    10) Curtis JJ, Walls JT, Salam NH, et al. Impact of unstable angına on operative mortality with coronary revascularization at varying times after myocardial infarction. J Thorac Cardiovasc Surg 1991; 102: 867-873.

    11) Smith LR, Harrel FE, Rankin JJ, et al. Determinants of eaarly versus late cardiac death in patients undergoing CABG surgery. Circulation 1991; 84(supl III): 245-253.

    12) Lawrie GM, Morris GC, Eorle N. Longterm results of coronary bypass surgery analysis of 1698 patients fallowed 15 to 20 year. Ann surg 1991; 213: 377-387.

    13) Kandemir Ö, Büyükateş M, Turan SA, ve ark. Koroner bypass cerrahisinde euroscore ve STS risk skorlama yöntemlerinin karşılaştırılması. Gazi Medical Journal 2007; 8: 78-80.

    14) Major AS, Fazio S, Linton MF. B-lymphocyte deficiency increases atherosclerosis in LDL receptor-null mice. Arterioscler, Thromb, Vasc Biol 2002; 22): 1892-1898.

    15) Núñez J, Sanchis J, Bodí V, et al. Relationship between low lymphocyte count and major cardiac events in patients with acute chest pain, a non-diagnostic electrocardiogram and normal troponin levels. Atherosclerosis 2009; 206: 251-257.

    16) Hansson GK, Holm J, Holm S, et al. Tlymphocytes inhibit the vascular response to injury. Proc Natl Acad Sci USA 1991; 88: 10530-10534.

    17) Gibson PH, Croal BL, Cuthbertson BH, et al. Preoperative neutrophil-lymphocyte ratio and outcome from coronary artery bypass grafting. Am Heart J 2007; 154: 995-1002.

    18) Gibson PH, Cuthbertson BH, Croal BL, et al. Usefulness of neutrophil/lymphocyte ratio as predictor of new-onset atrial fibrillation after coronary artery bypass grafting. Am J Cardiol 2010; 105: 186-191.

    19) Taşoğlu İ, Turak O, Özcan F, et al. Preoperative Red Cell Distribution Width as a Predictor of Mortality in Patients After Coronary Artery Bypass Grafting. Kosuyolu Heart J 2013; 16: 1-6.

    20) Tanriverdi Ö, Selimoğlu Ö, Uğurlucan M, ve ark. Kardiyovasküler cerrahide trombositopeni. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2008; 15: 191-197.

    21) Collard CD, Body SC, Shernan SK, et al. Preoperative statin therapy is associated with reduced cardiac mortality after coronary artery bypass graft surgery. J Thorac Cardiovasc Surg 2006; 132: 392-400.

    22) Pan W, Pintar T, Anton J, et al. Statins are associated with a reduced incidence of perioperative mortality after coronary artery bypass graft surgery. Circulation 2004; 110: II45- II49.

    23) Pascual DA, Arribas JM, Tornel PL, et al. Preoperative statin therapy and troponin T predict early complications of coronary artery surgery. Ann Thorac Surg 2006; 81: 78-83.

    24) Kim WH, Park JY, Ok SH, et al. Association between the neutrophil/lymphocyte ratio and acute kidney ınjury after cardiovascular surgery: A retrospective observational study. Medicine (Baltimore). 2015; 94: e1867.

    25) Jacob KA, Buijsrogge MP, Frencken JF, et al. White blood cell count and new-onset atrial fibrillation after cardiac surgery. Int J Cardiol 2017; 228: 971-976.

  • Başa Dön
  • Özet
  • Giriş
  • Materyal ve Metot
  • Bulgular
  • Tartışma
  • Kaynaklar
  • [ Başa Dön ] [ Özet ] [ PDF ] [ Benzer Makaleler ] [ Yazara E-Posta ] [ Editöre E-Posta ]
    [ Ana Sayfa | Editörler | Danışma Kurulu | Dergi Hakkında | İçindekiler | Arşiv | Yayın Arama | Yazarlara Bilgi | E-Posta ]