[ Ana Sayfa | Editörler | Danışma Kurulu | Dergi Hakkında | İçindekiler | Arşiv | Yayın Arama | Yazarlara Bilgi | E-Posta ]
Fırat University Medical Journal of Health Sciences
2020, Cilt 34, Sayı 3, Sayfa(lar) 241-248
[ Özet ] [ PDF ] [ Benzer Makaleler ] [ Yazara E-Posta ] [ Editöre E-Posta ]
COVID-19 Pandemi Döneminde Bireylerin Tutum ve Davranışlarındaki Değişimin Belirlenmesi (Pandemide Tutum ve Davranış Değişikliği)
Sinan BULUT
Çankırı Karatekin Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Yönetimi Bölümü, Çankırı, TÜRKİYE
Anahtar Kelimeler: COVID-19, pandemi, tutum, davranış
Özet
Amaç: Bu araştırmada, Türkiye'de COVID-19 pandemisinin yoğun olarak yaşandığı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında insanların tutum ve davranışlarında meydana gelen değişimlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Türkiye’de yaşayan insanlar oluşturmuş ve 22-25 Haziran 2020 tarihleri arasında sosyal medya araçları ile 278 kişiye ulaşılmıştır. Araştırma verileri anket formu ile sosyal medya araçları vasıtası ile toplanmıştır. Veriler SPPS 22.0 paket programında analiz edilmiştir.

Bulgular: Araştırmada katılımcıların %46.8'i kendilerini COVID-19'a karşı çaresiz hissetmektedir. Katılımcıların, %38.5’i bu dönemde gelişen olaylara karşı tahammüllerinin azaldığını ifade etmiştir. Katılımcıların %53.2'si pandeminin yoğun yaşandığı bu dönemde daha fazla korumacı/kollamacı tutum içinde olmuşlardır. Katılımcıların %77.7'si COVID-19'a yakalanma endişesi duymuş ve %52.2'si ise bir sağlık sorununda COVID-19'a yakalandığını sanmıştır. Katılımcıların %56.1'i gıda, hijyen maddesi vb. stoklamıştır. Araştırmada katılımcılardan %72.3'ü bu dönemde sosyal medya kullanımlarının arttığını belirtmiştir.

Sonuç: Pandemi toplumda kişilerin tutum ve davranışlarında değişikliğe sebep olmuştur. Bu sebeple özellikle pandemi dönemlerinde toplumların sergiledikleri tutum ve davranışların belirlenmesi, pandeminin etkilerinin azaltılması ve alınacak tedbirlerin yönetilmesi açısından kolaylıklar sağlayacaktır.

  • Başa Dön
  • Özet
  • Giriş
  • Materyal ve Metot
  • Bulgular
  • Tartışma
  • Kaynaklar
  • Giriş
    Pandemiler toplum sağlığını, sağlık sistemlerini, psikososyal durumu ve ekonomik yapıyı ciddi şekilde olumsuz etkileyebilmektedir. Pandemi dönemlerinde ortaya çıkan bu olumsuz etkileri minimize etmek ve bireylerin sağlığını korumak açısından toplumların pandemi dönemlerinde ki tutum ve davranışları hakkında bilgi sahibi olmak önemli bir kolaylaştırıcı olmaktadır. Gerek ekonomik ve toplumsal yapıların gerek sağlık sistemlerinde oluşan sorunların ve bireylerin sağlıklarının bozulması bu dönemlerinde gösterilen tutum ve davranışları ile yakından ilişkilidir. Küresel olarak ortaya çıkan salgınlar toplumlarda psikososyal açıdan birtakım değişimler ortaya çıkarmaktadır. Bunlardan ilki insanların endişe ve panikle gıda ve temizlik maddesi stoklamaları ve alışverişe yönelmeleridir. İkincisi salgının kaynağına yönelik ırkçı, damgalayıcı bir tutum geliştirilmesidir. Üçüncüsü psikososyal durum, insanların kaygı ve hastalık şüphesiyle sağlık merkezlerine yoğun başvuruları olarak ifade edilmektedir. Salgınlarda ortaya çıkan bir diğer psikososyal durum ise kamu otoritelerince alınmış koruyucu tedbirler olan sosyal mesafe, izolasyon, maske takılması gibi zorunluluklara uyulmamasıdır. Son olarak ortaya çıkan psikososyal etki ise salgın döneminde doğru bilgi yerine yanlış, eksik bilginin ve komplo teorilerinin artması olduğu belirtilmektedir 1.

    Genel olarak toplumsal yapılarda gelişen psikososyal durumlar ile birlikte bireyler ayrıca pandemi dönemlerinde önleyici, kaçınıcı ve hastalığın yönetimi şeklinde üç farklı davranış içerisinde bulunmaktadırlar. Sağlık sorununun kendilerine bulaşmasını engellemek amacıyla sergilemiş oldukları kişisel hijyene yönelik davranışlar ya da aşı olmak gibi tıbbi bazı önleyici uygulamalarda bulunmak önleyici tipte davranış olarak ifade edilmektedir. Bireylerin riskli gördükleri ortamlardan uzaklaşmaları, kendilerini sakınmaları ise kaçınma tipi davranış olarak değerlendirilirken, sağlık sorunu yaşama durumunda sergiledikleri davranışlar ise hastalık yönetimi davranışları olarak tanımlanmaktadır. Bunlar ise, ilaç tedavisi alma, sağlık hizmetinden yararlanma şeklinde olabilmektedir 2.

    Dünya genelinde büyük etkilere sebep olmuş pek çok salgın yaşanmıştır. Bunlardan, Jüstinyen Vebası, Kara Ölüm, Kolera, Çiçek Hastalığı, İspanyol Gribi, Hong Kong Gribi, HIV/AIDS, SARS, Domuz Gribi ve Ebola küresel etkileri olan en önemli salgınlardır 3. Bu salgınlardan henüz günümüzde etkili olanları olmakla birlikte, son olarak 31 Aralık 2019 tarihinde Çin'in Hubei Eyaletine bağlı Wuhan şehrinde ilk vakaların bildiriminin ardından 7 Ocak 2020’de, DSÖ tarafından tanımlanan yeni tip coronavirüs hastalığı (COVID-19) salgını yaşanmaktadır. COVID-19 salgını kısa bir sürede tüm dünyada etkisini göstermiştir. 4 Temmuz 2020 tarihi itibarı ile dünya genelinde 10.922.324 vaka ve 523.011 ölüm gerçekleşmiştir 4.

    Türkiye'de ilk COVID-19 vakası 11 Mart 2020 tarihinde tespit edilmiş ve bu tarihten sonra hastalığın yayılmasının engellenmesi amacıyla bir dizi önlemler hayata geçirilmiştir. Bu önlemler arasında okullar tatil edilmiş, berberlerin, kuaförlerin, lokantaların, alışveriş merkezlerinin, tiyatro, sinema gibi insanların temas halinde olabilecekleri yerlerin faaliyetleri durdurulmuştur. Ayrıca, uçuş yasakları, seyahat kısıtlamaları, sokağa çıkma yasakları, kamuda esnek mesai uygulaması gibi önlemlerde alınmıştır. İlk vakanın tespitinden sonra alınan koruyucu önleyici tedbirler Mart, Nisan ve Mayıs aylarında yoğun bir şekilde uygulanmış ve insanlar uzun süreler evlerinde kalmıştır. Nihayetinde vaka sayısında azalmanın görülmesi ve hastalığın yayılma hızının düşmesi neticesinde Haziran 2020 tarihi itibarı ile normalleşme süreci başlamış ve alınan tedbirler kademeli olarak kaldırılmıştır. Bu çalışma, COVID-19'un Türkiye'de yoğun olarak görüldüğü Mart, Nisan ve Mayıs aylarında insanların tutum ve davranışlarında meydana gelen değişimlerin saptanması amacıyla gerçekleştirilmiştir.

  • Başa Dön
  • Özet
  • Giriş
  • Materyal ve Metot
  • Bulgular
  • Tartışma
  • Kaynaklar
  • Materyal ve Metot
    Araştırmanın Etik İlkeleri: Araştırmaya başlamadan önce Sağlık Bakanlığı, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü COVID-19 Bilimsel Araştırma Değerlendirme Komisyonu’ndan 21.06.2020 tarihli izin onayı alınmıştır. Anket formunda araştırmanın amacı ve gönüllülük esası katılımcılara aktarılmıştır.

    Evren ve Örneklem: Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan insanlar oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem seçilmemiş, 18 yaş üstü bireylere ulaşılması hedeflenmiştir. Veriler 22-25 Haziran 2020 tarihlerinde 4 günlük süre içinde toplanmıştır. Bu süre zarfında 278 kişi araştırmaya katılmıştır.

    Veri Toplama Aracı: Araştırmada anket formu kullanılmıştır. Anket formu araştırmacı tarafından genel literatür doğrultusunda oluşturulmuş ve pandemi sebebiyle yüz yüze görüşmenin sakıncaları göz önünde bulundurularak sosyal medya araçları ile katılımcılara ulaştırılmıştır. Anket formunda sosyo demografik sorular ile birlikte, COVID-19'un Türkiye'de yoğun olarak görüldüğü Mart, Nisan ve Mayıs aylarında insanların tutum ve davranışların belirlenmesi amacı taşıyan sorular yer almaktadır. Anket formu toplam 30 sorudan oluşmaktadır.

    Verilerin Analizi: Veriler, Statistical Package for the Social Sciences (SPSS 22.0) programı ile analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmelerde yüzde, ortalama, standart sapma hesaplanmış, kategorik veriler için ki-kare testi kullanılmıştır. P<0.05 istatistiksel anlamlılık olarak değerlendirilmiştir.

  • Başa Dön
  • Özet
  • Giriş
  • Materyal ve Metot
  • Bulgular
  • Tartışma
  • Kaynaklar
  • Bulgular
    Araştırmaya 278 kişi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 36.0±10.0 olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılanların %59.7'si (166) kadın, %40.3'ü (112) erkeklerden oluşmaktadır. Katılımcıların %56.1'i (156) evliyken, %43.9'u (122) bekardır. Araştırmaya katılanlardan %51.1'i (142) lisans mezunu olarak en fazla olan grubu oluşturmaktadır. Sonrasında %14.7 (41) ile lise mezunu, %12.9 (36) ile yüksek lisans mezunları gelmektedir. Katılımcıların 25'i ise doktora derecesine sahiptir. Araştırmaya katılan kişilerin %48.2'si (134) kamu çalışanı iken, %33.5'i (93) herhangi bir işte çalışmamaktadır. Katılımcılardan %9.7'si (27) ise özel sektörde çalışmaktadır. Ayrıca katılımcılardan kendi işyerinde çalışanlar da bulunmaktadır. Araştırmada elde edilen diğer bir bulgu ise katılımcıların yaşadıkları yerlere ilişkindir. Araştırmaya katılanların %91.7'si (255) il merkezi ilçelerinde yaşamaktadır.

    Araştırmada pandeminin yoğun olarak yaşandığı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında katılımcıların olaylara karşı göstermiş oldukları tahammül değişikliği sorulmuştur. Katılımcıların, %38.5’i (107) bu dönemde gelişen olaylara karşı tahammüllerinin azaldığını ifade ederken, %16.5’i (46) arttığını ve %45.0’i (125) ise tahammül derecesinde herhangi bir değişiklik olmadığını belirtmiştir. Pandemi döneminde tahammül durum değişikliği ile araştırmada elde edilen değişkenler arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, cinsiyet, uyuma süresi, evde kalmanın sıkıcı olma durumu ve COVID-19'un ekonomik etkisi değişkenlerine ilişkin tutum ve davranışların tahammül durumu ile istatistiksel açıdan anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür (P<0.05). Bu değişkenler incelendiğinde, tahammül düzeyinin düştüğünü belirten kadın sayısı erkeklerden daha fazladır. Günlük uyku süresine göre tahammül düzeyleri karşılaştırıldığında uyku süresi artanların, uyku süresi değişmeyen ve azalanlara göre tahammül düzeyleri düşmüştür. Tahammül düzeyi ile anlamlı farklılık gösteren bir diğer değişken ise evde kalmanın sıkıcı olma durumu olmuştur. Buna göre tahammül düzeyinin azaldığını söyleyenlerin %52.3'ü pandeminin yoğun olarak yaşandığı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında evde kalmanın sıkıcı olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca katılımcıların COVID-19'dan ekonomik açıdan etkilenmelerine göre de tahammül düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmuştur. Pandeminin yoğun olduğu üç aylık dönemde tahammül düzeyinin düştüğünü belirtenlerin %60.7'si COVID-19 salgınından ekonomik açıdan olumsuz etkilendiğini belirtmiştir (Tablo 1).


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Tablo 1: Pandeminin yoğun yaşandığı aylarda katılımcıların tahammül durumu

    Araştırmada pandeminin yoğun yaşandığı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında katılımcıların COVID-19'a karşı kendilerini çaresiz görmelerine yönelik değerlendirme de yapılmıştır. Katılımcıların %46.8'i (130) kendilerini çaresiz gördüklerini belirtirken, %53.2'si (148) ise COVID-19'a karşı çaresiz olmadıklarını ifade etmişlerdir. Değişkenler açısından değerlendirildiğinde yaş grupları, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, COVID-19'a yakalanma endişesi, etkinlik gerçekleştirme, sosyal medya kullanımı paylaşımı ve sosyal medyada ki COVID-19 bilgilerine itibar etme, yeni aktiviteler yapma, uyuma süresi, evde kalmanın sıkıcı olması durumu, gıda vb. madde stoklama değişkenleri istatistiksel açıdan farklılık göstermiştir (P<0.05). Anlamlı farklılık gösteren bu değişkenlere bakıldığında, pandeminin yoğun yaşandığı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında COVID-19'a karşı kendini çaresiz görenlerden; 36 yaş ve altındakilerin %57.4 ile 37 yaş ve üzerindekilerden, kadınların %69.2 ile erkeklerden, lisans ve önlisans mezunlarının %67.7 ile diğer eğitim düzeylerinden daha fazla olduğu bulunmuştur. İstatistiksel açıdan anlamlı farklılığın bulunduğu bir diğer değişken olan COVID-19'a yakalanma endişesi yaşama durumuna bakıldığında, kendini COVID-19'a karşı çaresiz görenlerin %92.3'ü hastalığa yakalanma endişesi taşıdığını belirtmiştir. Ayrıca, kendini COVID-19'a karşı çaresiz görenlerin %96.2'si ise bu üç aylık sürede herhangi bir etkinlik içinde yer almamıştır (Tablo 2).


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Tablo 2: Pandeminin yoğun yaşandığı aylarda katılımcıların çaresizlik durumu

    Araştırmada elde edilen bir diğer bulgu, katılımcıların pandeminin yoğun yaşandığı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında korumacı/kollamacı olmaya yönelik tutumlarına ilişkin olmuştur. Katılımcıların %53.2'si (148) pandeminin yoğun yaşandığı bu dönemde daha fazla korumacı/kollamacı tutum içinde olduklarını belirtirken, %30.9'u ise bu aylarda bazen daha korumacı olduğunu belirtmiştir. Bu yönde bir tutum değişikliği göstermeyenlerin oranı ise %15.8 olmuştur. Korumacı/kollamacı tutum değişikliği ile değişkenler arasındaki ilişkiye bakıldığında pek çok değişkenin grupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0.05, Tablo 3). Pandeminin yoğun yaşandığı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında korumacı/kollamacı tutum içerisine girenlerin %89.2'sinin (132), COVID-19'a yakalanma endişesi taşıyanlardan oluştuğu görülmektedir. Bu aylarda korumacı/kollamacı tutum içerisine girenlerin %64.2'si normal mevsimsel sağlık sorunlarında COVID-19 olma şüphesi içinde olanlardan, %69.6'sı gıda maddesi vb. stoklayanlardan, %95.3'ü COVID-19 tedbirlerine uyduğunu belirtenlerden ve %57.4'ü ise COVID-19'dan ekonomik olarak olumsuz etkilendiğini belirtenlerden oluşmaktadır (Tablo 3).


    Büyütmek İçin Tıklayın
    Tablo 3: Pandeminin yoğun yaşandığı aylarda katılımcıların korumacı olma durumu

  • Başa Dön
  • Özet
  • Giriş
  • Materyal ve Metot
  • Bulgular
  • Tartışma
  • Kaynaklar
  • Tartışma
    Pandemiler sadece küresel çapta bir sağlık krizine değil aynı zamanda yerleşik sosyal yaşam biçimlerinin ve ekonomik yapıların bozulmasına veya yeniden dizaynına sebep olmaktadır. Özellikle, insanlarda psikososyal etkiler, hareket, seyahat ve özgürlüklerin kısıtlanması gibi toplumsal ve kültürel yapı ile birlikte, ürünlerin tedariki, üretimi ve dağıtımı aşamalarında kıtlıklar, yetersizlikler ve düşüşler sonucu ekonomik yapıyı da bozmaktadır 5.

    COVID-19 pandemisinin Türkiye'de yoğun olarak yaşandığı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında insanların tutum ve davranışlarında oluşan değişikliğin ortaya konması bu araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Pandemi nedeniyle toplum üzerinde oluşan stres, endişe, panik gibi durumlar göz önünde bulundurularak, kişilerin göstermiş oldukları tutum ve davranış değişiklikleri, olaylara tahammül düzeyleri, çaresizlik ve korumacı/kollamacı olma yönüyle değerlendirilmiştir.

    Araştırmada, katılımcıların %55.0'inin pandemi döneminde olaylara karşı tahammüllerinin azalış ve artış yönünde değiştiği görülmüştür. Bununla birlikte katılımcıların %77.7'sinin COVID-19'a yakalanma endişesi taşıdığı ve %52.2'sinin ise bir sağlık sorununda COVID-19'a yakalandığı şüphesi duymuştur. Kişilerin sağlığını ciddi şekilde tehdit eden bir unsurun bulunması stres, tahammülsüzlük, endişe, şüphe gibi kişiden kişiye değişebilecek derecede psikolojik durumların ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. Araştırmada katılımcıların %84.2'si pandemi döneminde sürekli ya da bazen daha korumacı/kollamacı olduklarını belirtmişlerdir. Pandemiler sırasında en yaygın şekilde deneyimlenen duygunun kişinin kendi sağlığına ya da yakınlarının sağlığına ilişkin duyduğu kaygı olduğu belirtilmektedir 6. Pandemi dönemlerinde insanların göstermiş olduğu psikolojik reaksiyonlar değişebilmektedir. Bazı kişiler pandemilerde yaşanan strese karşı dirençli ve olaylara kayıtsız kalırken, bazıları pandemik enfensiyon gibi tehdit edici olaylarla karşı karşıya kaldıklarında oldukça stresli olmakta, korku, endişe ve duygusal bozukluklar gösterebilmektedirler. Bununla beraber insanların pandemi sonrasında içinde bulundukları psikolojik durumda değişebilmektedir. Bazı insanlar pandemi tehdidi geçtikten sonra duygusal problemlerden kurtulurken, bazıları kalıcı duygusal tepkiler gösterebilmektedirler 7. Küresel yaygınlık arttıkça, insanlar tıbbi malzemeleri biriktirmekte, kendilerini fiziksel olarak izole etmekte, sosyal etkileşimi kısıtlayarak soğuk algınlığı gibi hastalığı taklit edebilecek hafif koşullar altında bile sürekli bir sağlık kaygısı durumuna girmektedirler 8. Özellikle aşırı sağlık kaygısı olan insanlar tüm vücutlarındaki duyumlar veya bedensel değişiklikleri potansiyel hastalık belirtileri olarak görmektedirler 9.

    Toplumlar, ortaya çıkan acil salgın hastalık durumlarında, bilgi için sosyal medyaya sıklıkla başvurmaktadırlar 10. Tıpkı hastalıkların kendileri gibi hastalıklarla ilgili korkular ve inanışlarda sosyal ağlar ile yayılmaktadır 9. Araştırmada katılımcılardan %72.3'ü COVID-19 pandemisinin Türkiye'de yoğun olarak yaşandığı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında sosyal medya kullanımlarının arttığını belirtmiş ve %36.3'ü sosyal medya paylaşımlarında COVID-19 içerikli paylaşım yaptıklarını ifade etmişlerdir. Günümüzde normal yaşam koşullarında bile sosyal medya kullanımı giderek artmakta, insanlar paylaşımlar, iletişim ve eğlence amacıyla sosyal medya araçlarına yönelmektedirler. Ancak gelişen pandemi nedeniyle insanların izole olması, seyahatlerinin kısıtlanması, arkadaş, aile görüşmelerinin azalması sosyal medyaya olan ilgiyi artırmıştır. Çalışmada da bu yönde bir artışın olduğu görülmektedir. Ancak, katılımcıların %47.1'i ise COVID-19 ile ilgili sosyal medya paylaşımlarına itibar etmediklerini belirtmişlerdir. Bu duruma, Sağlık otoritelerinin Mart, Nisan ve Mayıs aylarında sosyal medyada yayınlanan gerçek dışı bilgilere itibar edilmemesi gerektiği yönündeki açıklamalarının etkisinin de olduğu düşünülmektedir. Tang ve ark. 10’nın, çalışmasında bulaşıcı hastalıklar hakkındaki You Tube videolarının yaklaşık %20-30'unun yanlış veya yanıltıcı bilgi içerdiğini belirtmektedir. Zika virüsü salgını sırasında You Tube videolarında yapılan bir çalışmada ise videoların önemli bir kısmının yanıltıcı olduğu görülmüştür 11. Sharma ve ark. 12, tarafından Zika salgını sırasındaki Facebook gönderilerinin analizi ile yapılan bir diğer çalışmada ise, yanıltıcı gönderilerin hastalık hakkında doğru ve ilgili halk sağlığı bilgileri sunan gönderilerden çok daha popüler olduğunu ortaya koymuştur. İtalya'da COVID-19 sürecinde yapılan bir çalışmada ise katılımcıların %71,80'i sosyal ağlarda yer alan bilgilerin yanlış olduğunu belirtmiştir 13.

    Toplumda, panik ve endişeye neden olan inançlar ve korkular genellikle üç ana yolla yayılmaktadır. Birincisi metin veya resimler gibi medya raporları veya diğer insanlardan alınan sözlü bilgiler, söylentiler gibi bilgi aktarımı ile, ikincisi koşullandırma olayları da dahil olmak üzere doğrudan travmaya maruz kalma gibi kişisel deneyimler ile, üçüncüsü ise bazı uyaranlara tepki olarak korkmuş diğer insanlara tanık olma gibi gözlemsel öğrenmeler ile olmaktadır 9.

    Araştırmada katılımcıların %56.10'u COVID-19 pandemisinin Türkiye'de yoğun olarak yaşandığı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında gıda maddesi ve temizlik maddesi gibi ürünleri stokladıkları bulunmuştur. COVID-19'un etkilerinin yoğun olduğu ülkelerin çoğunda insanlar panik içinde marketlere gitmekte, alışverişe yönelmekte ve ihtiyaçlarının fazlası ürünler satın almaktadırlar 14,15. Türkiye'de yapılan bir çalışmada katılımcıların %33.0'ü COVID-19'un tüketim anlayışını değiştirdiği yönündeki ifadeye tamamen katıldıklarını belirtmişlerdir 16. Panik halinde satınalmaya ve stoklamaya yönelmenin bir kaç sebebi bulunmaktadır. Bunlardan ilki, insanların pandemi sürecinin belirsizliği nedeniyle günlük rutinlerinin aksamaması ve sorun yaşamak istememeleri, ikincisi, kişilerin gıda vb. malzeme stoklamaları ile kendilerini ve ailelerini koruma amacında olması, üçüncüsü ise insanların göstermiş olduğu bu türü davranışlara uymak ve sosyal baskılara ayak uydurmak şeklindedir 17. İnsanların panik ile aşırı satınalma davranışı göstermeleri, gıda tedarikini olumsuz etkilemekte, stoklamaya gücü yetmeyen ya da stoklama davranışında bulunmayan kişilerin gıda maddesi bulamama gibi durumlarla karşı karşıya kalmasına da neden olmaktadır 18. Pandeminin devam etmesiyle panik ve korkunun büyümesinin, bir süre sonra yağmacılık suçlarında artışa neden olacağı ifade edilmektedir 19. İnsanların davranışsal uygulamaları, fiziksel sağlıklarının temel belirleyicisidir ve insan davranışındaki değişiklik, hastalık morbiditesini ve erken mortaliteyi azaltmanın en etkili yoludur. Yapılan çalışmalarda üzgün olan insanların mutlu olan insanlara göre daha fazla fiziksel semptom gösterdikleri bulunmuştur 20. Araştırmada, katılımcıların %80.2'si COVID-19 pandemisinin Türkiye'de yoğun olarak yaşandığı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında evde kalmanın her zaman ya da bazen sıkıcı olduğunu ifade etmişlerdir. Zorunlu izolasyon ya da karantina insanların ailelerinden ya da arkadaşlarından ayrı kaldığı, alışılmadık ve hoş karşılanmayan bir durum olarak görülmekte ve insanlarda özellikle savunmasız ve dezavantajlı gruplarda psikososyal sorunlara neden olduğu belirtilmektedir 21-23. Bununla birlikte katılımcıların %63.3'ü bu dönemde uyku düzeninde değişiklik olduğunu belirtmiştir. Enfeksiyon pandemileri sadece hasta insanların fiziksel sağlığını etkilememekte aynı zamanda hasta olmayan insanlarında psikolojik ve iyilik halini de etkilemektedir. Hong Kong'da yapılan bir çalışmada, Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS) salgınında genel popülasyonda anksiyete, depresyon ve stress düzeyinin yükseldiği bulunmuştur 24. Anksiyete, depresyon ve stress gibi psikolojik durumlar uyku kalitesini de etkilemektedir. Kaliteli uyku bağışıklık sisteminin geliştirilmesine olanak sağlamakta ve viral enfeksiyonlara karşı vücut direncini artırmaktadır. Bu nedenle zihinsel sağlık ve uyku kalitesi, artan COVID-19 enfeksiyonu riski nedeniyle kendi kendine izole olan insan popülasyonunda önemli faktörler olarak belirtilmektedir 25.

    Pandemiler sosyal yapı üzerinde büyük etkilere neden olmaktadırlar. Türkiye'de 11 Mart 2020 tarihinde ilk COVID-19 vakasının tespit edilmesinin ardından salgının önlenmesi amacıyla hızla normal yaşam olanakları sınırlandırılarak birtakım tedbirler alınmıştır. Bu tedbirler 01 Haziran 2020 tarihine kadar kontrollü bir şekilde uygulanmış ve bu tarihten itibaren aşamalı olarak kaldırılmıştır. Tedbirler kapsamında sosyal mesafe, maske kullanımı ve hijyen kurallarına uyum sağlık otoritelerince sıklıkla vurgulanmıştır. Kişisel olarak önerilen bu kuralların yanında toplumu etkileyen sokağa çıkma yasağı, seyahat yasağı gibi uygularlar da hayata geçirilmiştir. Bu uygulamalarla insanlar Mart, Nisan ve Mayıs aylarında zamanlarının çoğunluğunu evlerinde geçirmiştir. Hem tedbirler kapsamında yapılan izolasyon hem de salgının psikososyal etkisi insanlarda bazı tutum ve davranış değişikliklerinin oluşmasına sebep olmuştur. Bu araştırmada sınırlı sayıda katılımcıdan alınan bilgiler doğrultusunda bu tutum ve davranış değişikliklerinin nasıl geliştiği ortaya konmuştur. Ancak daha fazla katılımlı çalışmaların yapılması bulgulara zenginlik kazandıracaktır. Bu araştırma bulguları ve geniş katılımlı araştırmalardan elde edilecek sonuçlar ile pandemi dönemlerinde insan davranışlarına yönelik bilgi sahibi olunarak pandeminin olumsuz etkilerinin azaltılması yönünde adımlar atılabilecektir.

  • Başa Dön
  • Özet
  • Giriş
  • Materyal ve Metot
  • Bulgular
  • Tartışma
  • Kaynaklar
  • Kaynaklar

    1) Karataş Z. COVID-19 pandemisinin toplumsal etkileri, değişim ve güçlenme. Türkiye Sosyal Hizmet Araştırmaları Dergisi 2020; 4: 3-17.

    2) Özkan S, Tüzün H, Dikmen AU, İlhan MN. Salgınlarda toplum davranışı ve sağlık okuryazarlığı. Journal of Biotechnology and Strategic Health Research 2020; 4: 105-110.

    3) Özlü A, Öztaş D. Yeni corona pandemisi (COVID-19) ile mücadelede geçmişten ders çıkartmak. Ankara Med J 2020; 2: 468-481.

    4) WHO. “Coronavirus Disease (COVID-19) Dashboard”. https://covid19.who.int/ 04.07.2020.

    5) Jarynowski A, Wójta-Kempa M, Płatek D, Czopek K. Attempt to understand public health relevant social dimensions of COVID-19 outbreak in poland. Society Register 2020; 4: 7-44.

    6) Elli ÜE. “Pandemive Psikolojik Etkileri”. http://acikerisim.gelisim.edu.tr/xmlui/handle/11363/2202#sthash.OLgQQVxB.dpbs/ 04.07.2020.

    7) Taylor S. The Psychology of Pandemics: Preparing For The Next Global Outbreak of Infectious Disease. 1st Edition, Newcastle Upon Tyne: Cambridge Scholars Publishing, 2019.

    8) Banerjee D. The COVID-19 outbreak: Crucial role the psychiatrists can play. Asian J Psychiatr 2020; 50: 120014.

    9) Taylor S, Asmundson GJG. Treating Health Anxiety. A Cognitive-Behavioral-Approach, 1st Edition, New York: Guilford Press, 2004.

    10) Tang L, Bie B, Park SE, Zhi D. Social media and outbreaks of emerging infectious diseases: A systematic review of literature. Am J Infect Control 2018; 46: 962-972.

    11) Bora K, Das D, Barman B, Borah P. Are internet videos useful sources of information during global public health emergencies? A case study of youtube videos during the 2015-16 zika virus pandemic. Pathog Glob Health 2018; 112: 320-328.

    12) Sharma M, Yadav K, Yadav N, Ferdinand KC. Zika virus pandemic analysis of facebook as a social media health information platform. Am J Infect Control 2017; 45: 301-302.

    13) Buzzi C, Tucci M, Ciprandi R, et al. The psycho-social effects of COVID-19 on Italian adolescents’ attitudes and behaviors. Ital J Pediatr 2020; 46; 69.

    14) Hobbs JE. Food supply chains during the COVID‐19 pandemic. Canadian Journal of Agricultural Economics 2020: 68; 171-176.

    15) Manderson L, Levine S. COVID-19, risk, fear, and fall-out. Medical Anthropology 2020; 39: 367-370.

    16) Bostan S, Erdem R, Öztürk YE, Kılıç T, Yılmaz A. The effect of COVID-19 pandemic on the Turkish Society. Electron J Gen Med 2020;17: em237.

    17) Sim K, Chua HC, Vieta E, Fernandez G. The anatomy of panic buying related to the current COVID-19 pandemic. Psychiatry Res 2020; 288: e113015.

    18) Nicola M, Alsafi Z, Sohrabi C, et al. The socio-economic implications of the corona virus pandemic (COVID-19): A review. Int J Surg 2020; 78: 185-193.

    19) Erciyes E, Genç YM. COVID-19 salgınının toplumsal değişim ile güvenlik ortamına etkisi ve kolluğa öneriler. Güvenlik Bilimleri Dergisi 2020: 9; 1-14.

    20) Salovey P, Rothman AJ, Detweiler JB, Steward WT. Emotional states and physical health. Am Psychol 2000; 55: 110-121.

    21) Usher K, Baler RD, Compton WM, Weiss SRB. Life in the pandemic: Socia lisolation and mental health. J Clin Nurs 2020; 29: 2756-2757.

    22) Evcili F, Demirel G. COVID-19 pandemisi’nin kadın sağlığına etkileri ve öneriler üzerine bir değerlendirme. Türk Fen ve Sağlık Dergisi 2020; 1: 1-2.

    23) Üstün Ç, Özçiftçi S. COVID-19 pandemisinin sosyal yaşam ve etik düzlem üzerine etkileri: Bir değerlendirme çalışması. Anadolu Klin 2020; 25: 142-153.

    24) Wu KK, Chan SK, Ma TM. Post raumatic stress, anxiety, and depression in survivors of severe acute respiratory syndrome (SARS). J Trauma Stress 2005; 18: 39-42.

    25) Xiao H, Zhang Y, Kong D, Li S, Yang N. Social capital and sleep quality in individuals who self-isolated for 14 days during th corona virus disease 2019 (COVID-19) outbreak in january 2020 in China. Med Sci Monit 2020; 20: 26e923921.

  • Başa Dön
  • Özet
  • Giriş
  • Materyal ve Metot
  • Bulgular
  • Tartışma
  • Kaynaklar
  • [ Başa Dön ] [ Özet ] [ PDF ] [ Benzer Makaleler ] [ Yazara E-Posta ] [ Editöre E-Posta ]
    [ Ana Sayfa | Editörler | Danışma Kurulu | Dergi Hakkında | İçindekiler | Arşiv | Yayın Arama | Yazarlara Bilgi | E-Posta ]