Kanser İmmün Terapi ve Monoklonal Antikorlar
Volume 27, Issue 2
July 2013 · Pages 105-110
Kanser İmmün Terapi ve Monoklonal Antikorlar
Cancer Immunotherapy and Monoclonal Antibodies
Çağrı ŞAKALAR1, Kenan İZGİ2, Halit CANATAN1
2Erciyes Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı, Kayseri, TÜRKİYE; Erciyes Üniversitesi, Genom ve Kök Hücre Araştırma Merkezi, Kayseri, TÜRKİYE
Kanser immün terapi preklinik çalışmaların yoğun olduğu ve klinikte uygulamaların giderek arttığı kanser tedavisi için modern tıbbın adjuvan yöntemlerinden biridir. Kanser immün terapide aşı ve hücresel tedavi yöntemlerine göre daha fazla kullanım alanı bulunan yöntem monoklonal antikorların terapide kullanılmasıdır.
Kanser hücrelerinde yüksek miktarda ve doku spesifik olarak üretilen reseptörler ile büyüme faktörlerini hedef alan monoklonal antikorlar klinik uygulamalara en fazla aktarılan ve onaylanan kanser immünoterapi uygulamasıdır. Klinikte kansere yönelik olarak halen onaylanmış ve kullanılmakta olan en az 12 adet monoklonal antikor bulunmaktadır. Bu monoklonal antikorlar meme, akciğer kanseri, kolorektal kanser, renal hücre kanseri, melanoma, çeşitli lenfoma ve lösemilerde tedavide kullanılmaktadır. Kanser immün terapide kullanılan monoklonal antikorlar, vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), epidermal büyüme faktörü reseptörü (EGFR), insan epidermal büyüme faktörü reseptörü 2 (HER2) gibi kanser progresyonunu destekleyen büyüme faktörlerini veya CD52 (Cluster of Differentiation 52) ve CD20 (Cluster of Differentiation Antigen 20) gibi kanser hücrelerinde spesifik olarak üretilen farklılaşma antijenlerini hedef alır.
Monoklonal antikor üretim metodolojisi farelerin spesifik antijenlerle aşılanmasına ve B lenfositlerle myeloma kanser hücrelerinin hibridoma oluşturmasına dayanmaktadır. Bu teknikle tıpta devrim olarak nitelendirilebilecek şekilde yeni bir ilaç sınıfı doğmuş ve monoklonal antikorlar, kanser dahil çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılır olmuştur.
Monoklonal antikorların kanser immünterapide etkinliği üç ana mekanizmaya dayanır. Bu mekanizmalar, 1) kanser hücrelerinin bölünme ve anjiyojenezde kullandıkları sinyal yolaklarını harekete geçiren faktörlerin ve reseptörlerin antikor bağlanmasıyla inhibe edilmesini, 2) antikora bağlı hücresel sitotoksisiteyi (ADCC) ve 3) komplement aktivasyonu ile komplemente bağlı sitotoksisiteyi (CDC) içerirler.
Sonuç olarak yapılan preklinik çalışmalarla kanser oluşumu ve progresyonunda rol alan yeni hedef proteinler tespit edilmekte ve bunlara karşı etkin olabilecek monoklonal antikor üretim çalışmaları ve klinik faz çalışmaları devam etmektedir.
Cancer immunotherapy which is studied intensely in preclinical studies and being applied in clinics, is one of the adjuvant therapies for cancer in modern medicine. Use of monoclonal antibodies is more common in clinics in cancer immunotherapy compared to cancer vaccines and cellular therapies.
Monoclonal antibodies targeting overexpressed and tissue specific receptors or growth factors in cancer cells are most common and clinically approved application of cancer immunotherapy. Currently for cancer immunotherapy, there are at least 12 approved monoclonal antibodies in clinical use. These monoclonal antibodies are being utilized for the therapy of breast cancer, lung cancer, colorectal cancer, renal cell cancer and several lymphomas and leukemias. Monoclonal antibodies used in cancer immunotherapy target factors supporting cancer progression such as vascular endothelial growth factor, epidermal growth factor and human epidermal growth factor 2; and target tissue specific differentiation antigens in tumor cells such as CD20 and CD52.
The methodology of monoclonal antibody production is based on the immunization of mice with specific antigens, and on the generation of hybridoma with myeloma cancer cells and B lymphocytes. The new class of drugs was born with this technique and can be described as a revolution in the medicine and monoclonal antibodies have been used to treat various diseases, including cancer.
The effectiveness of monoclonal antibodies on the cancer immunotherapy is based on the three main mechanisms. These mechanisms contain i) the antibody binding mediated inhibition of the factors and receptors which stimulate the signaling pathways used in the proliferation and angiogenesis of cancer cells, ii) antibody-dependent cellular cytotoxicity (ADCC), and iii) activation of complement by complement dependent cytotoxicity (CDC).
As a result, the new target proteins involved in cancer development and progression are being identified continuously in the pre-clinical studies, and the studies of monoclonal antibody production that could be effective against them and clinical phase studies are being continued.
Introduction
Kanser İmmün TerapiKanser immün terapi, kanser tedavisinde immün sistemin uygun metodlarla aktive edilip kullanılmasıdır. Amaç immün sisteme ait hücrelerin kanser hücrelerini hedef alarak yok etmesini sağlamaktır. Bu amaç temel olarak üç yöntemle sağlanabilir.
a) Birinci yöntem kanserde üretilen proteinler kullanılarak hastaların aşılanmasına dayanır.
b) İkinci yöntem terapi amaçlı spesifik antikorların hastaya verilmesi esasına dayanır.
c) Üçüncü yöntem ise hastaya sitotoksik T lenfosit ya da dendritik hücreler gibi immün sistem hücrelerinin transfer edilmesi ile gerçekleştirilir.
Kanser Aşıları
Birinci yöntem olan aşılama yöntemi bir çok farklı
kanser türü için denenmiştir. Özellikle kanserde üretimi
artan büyüme faktörlerini ya da reseptörleri hedef alan
peptid, protein ya da DNA aşıları farklı adjuvantlarla
beraber denenmiştir. Farklı antijen grupları üzerinde
çalışılmış olup bunlardan birisi dokulara özel farklılaşma
antijenlerini içerir. Bu grup içinde, melanoma için TRP2
adlı protein hedef alınmıştır. TRP2 melanoma tümör
hücrelerinde spesifik olarak bulunan dokuya özel bir
farklılaşma antijenidir[1]. Üzerinde çok çalışılan diğer bir
antijen grubu tümörde üretimi anormal seviyede artmış
ve tümor büyümesini destekleyen faktörleri
kapsamaktadır. Meme kanseri için kötü prognozla
ilişkilendirilen İnsan epidermal büyüme faktörü reseptörü
2 (HER2) bu antijenlerden biridir[2]. Kolon kanserini
hedef almak için benzer şekilde epidermal büyüme
faktörü reseptörüne (EGFR) odaklanan çalışmalar
yapılmaktadır[3]. Aşı amaçlı hedef alınan üçüncü grup
antijenler germ hücreleri ve kanser hücrelerinde üretilip
normal dokularda olmayan kanser-testis antijenlerini
kapsamaktadır. Ayrıca, çeşitli kanser türleri için NY-ESO-
1 adlı kanser-testis antijeni aşı çalışmalarında hedef
alınmıştır[4]. Preklinik fare modellerinde başarılı
sonuçlar elde edilmiş olan aşılama yöntemleri klinik
denemelerde test edilmektedir ama henüz klinikte
uygulanmakta olan otoimmün bir kanser aşısı
bulunmamaktadır[5]. Kanser aşı çalışmalarıyla elde
edilen önemli faydalardan birisi bu çalışmaların kanser
tedavisinde kullanılan monoklonal antikorlarla ilgili
çalışmaların temelini oluşturmuş olmalarıdır.
Terapi Amaçlı Hücre Transferi
Kanserli hastalara aşı etkisi oluşturmak amacıyla T
lenfosit ya da dendritik hücre aktarımı preklinik
çalışmalarda yaygın olmasına rağmen, yakın geçmişte ilk
defa klinik onay almayı başarmıştır. Klinik onay almış
yaklaşımda profesyonel antijen sunan hücreler olan
dendritik hücreler kullanılmıştır. Hastadan elde edilen
dendritik hücreler hedef alınan antijenle beraber hücre
kültür ortamında inkübe edilmektedir. Bu hücre kültür
ortamı dendritik hücrelerin aktive edilmesini, antijeni
alarak sunuma hazır hale getirmesini ve T lenfositleri
uyarmaya uygun olgunlaşmayı gerçekleştirmesini
sağlayacak şekilde tasarlanmıştır. Tasarlanan dendritik hücre aşısı prostat kanserlerinin %95'inde üretilen
prostatik asit fosfataz (PAP) adlı antijen kullanılarak
hazırlanmaktadır. Prostat kanserinde üretilen PAP adlı
farklılaşma antijenini hedef almaya yönelik dendritik
hücrelerin kültür ortamında uyarılarak hastaya verilmesini
içeren Sipuleucel-T adlı hücre aşısı ileri evre metastatik
prostat kanserli hastalarda hayatta kalma süresini
dramatik olmasa da anlamlı oranda artırmıştır ve bu sure
ortalama 4.1 aydır[6]. Tedaviye yanıt vermesi çok zor
olan ileri evre metastatik prostat kanserli hastalarda
hücre aşısı kullanılarak elde edilen sonuç bu alanda
ilerisi için umut vadetmektedir.
Monoklonal Antikorlar
Kanser immün terapi yöntemlerinden klinik
uygulamalara en fazla aktarılan ve onaylananı terapiye
yönelik monoklonal antikorlardır[7]. Günümüzde ilaç
olarak üretilen başlıca antikorlar Trastuzumab,
Cetuximab, Bevacizumab, Alemtuzumab, Rituximab gibi
monoklonal antikorlardır. Hedef aldıkları başlıca
kanserler meme kanseri, kolon kanseri ve çeşitli kan
kanserleridir. Bunlar vasküler endotelyal büyüme faktörü
(VEGF), EGFR, HER2 gibi kanseri destekleyen büyüme
faktörlerini veya CD52 ve CD20 gibi kanser hücrelerinde
spesifik olarak üretilen antijenleri hedef alır. Kullanımı
çok yeni olan ve cytotoxic T lymphocyte-associated
antigen 4, sitotoksik T lenfosit antijen -4 (CTLA-4) adlı
antijeni bloke ederek kanserin immün sistemi inhibe
etmesini engelleyen Ipilimumab monoklonal antikoru
kullanılarak ileri safha melanom hastalarında başarı elde
edilmiştir[7-11]. Klinikte kanser tedavisinde kullanılan
başlıca monoklonal antikorlar ve hedef aldıkları bazı
antijenlerle ilgili bilgiler aşağıda verilmiştir.
Cetuximab ve Panitumumab
Epidermal büyüme faktörü reseptörü (EGFR) meme,
over, kolorektal ve baş ve boyun kanseri gibi birçok
kanser türünde overeksprese edilen bir tirozin kinaz
reseptörüdür. Kanser hücre proliferasyonu, tümör
büyümesi, anjiyojenez ve metaztazda rol alır[12].
Cetuximab EGFR'yi hedef alan ve kanser immün terapi
amaçlı klinik olarak kullanıma onay almış bir monoklonal
antikordur. Cetuximab kimerik bir antikordur, yani hem
insana ait hem de fareye ait protein sekansları içerir. Bu
antikor kolorektal kanser ve skuamöz hücre kanserlerinin
tedavisinde kullanılmaktadır[13].
Panitumumab EGFR'yi hedef alan tamamen insan sekanları içeren bir monoklonal antikordur. Bu antikor aynı zamanda metastatik kolorektal kanser tedavisinde kullanılmaktadır[14].
Trastuzumab
HER2, EGFR ile aynı aileden olan bir tirozin kinaz
reseptörü ve büyüme faktörüdür. HER-2 bir büyüme
faktörü olarak meme kanserlerinin %25-30'unda anormal
derece yüksek oranda eksprese edilmektedir. HER-2
ekspresyonu artan meme kanserinde bayanlarda
hastalık daha agresif seyretmekte ve hayatta kalma
süresinin daha kısa olduğu gözlenmektedir[15-19].
Trastuzumab HER-2'ye bağlanan humanize olarak
üretilmiş (yani sekanslarının çoğu insana ait olan) IgG1 izotipinde bir monoklonal antikordur. Bu antikor HER-2'ye
bağlanarak HER-2'nin kanser hücrelerinde aktive ettiği
sinyal yolaklarını inhibe etmektedir. HER-2'ye karşı
üretilen monoklonal bir antikor olan trastumuzab'ın ek
tedavi olarak kullanıldığı meme kanseri hastalarında
hayatta kalma süresinin anlamlı ölçüde uzadığı (25.1 aya
karşılık 20.3 ay P=0.046) saptanmış ve ölüm riskinin
%20 azaldığı tespit edilmiştir[20].
Rituximab ve Benzerleri
CD20 normal ve kötü huylu (malin) B hücrelerinde
bulunan fakat prekursör B hücrelerinde bulunmayan bir
farklılaşma antijenidir[21]. Rituximab CD20'yi hedef alan
IgG1 izotipinde kimerik bir monoklonal antikordur. Bu
antikorun B hücre non-Hodgkin lenfomaların tedavisinde
etkinliği gösterilmiş ve klinik onayı alınmıştır. 1997'de
onaylanan Rituximab kanser terapisi için klinik onay alan
ilk monoklonal antikordur[22-23]. Sonrasında CD20'yi
hedef alan Ibritumomab, Tositumomab, Ofatumumab gibi
başka monoklonal antikorlar da klinik onay almıştır[24].
Alemtuzumab
CD52 tüm lenfositlerde bulunan bir farklılaşma
antijendir ve bazı lenfomalarla ilişkilendirilmiştir. Bu
nedenle bu antijenin hedef alınmasının belirli kanserlere
karşı etkin olduğu görülmüştür[25-27]. Alemtuzumab
CD52'yi hedef alan IgG1 izotipinde humanize bir
monoklonal antikordur ve bu antikor için B hücre
lösemisine yönelik kullanım için 2001'de klinik onay
alınmıştır[28].
Ipilimumab
CTLA-4 (cytotoxic T lymphocyte-associated antigen
4, sitotoksik T lenfosit antijen -4) yardımcı T hücrelerinin
mebranında eksprese edilir ve T hücrelerine inhibe edici
sinyallerin gönderilmesinde rol alır[29]. Bu antijenin aktivitesini engellemek için Ipilimumab isimli bir
monoklonal antikor dizayn edilmiştir. Böylece kanser
tarafından immün sistemin inhibe edilmesinin ve
baskılanmasının engellenmesi planlanmıştır[30]. İleri
evre melanoma hastalarında ipilimumab tedavisi normal
tedaviye oranla daha iyi hayatta kalma oranları
sağlamıştır. 2011 yılında Ipilimumab'ın melanoma
tedavisinde kullanımı için klinik onay alınmıştır[8].
Bevacizumab
Tümör gelişiminde en önemli aşamalardan birisi
anjiyojenez adı verilen yeni damarların oluşumudur. Yeni
damar oluşumunda en önemli faktörlerden birisi
VEGF'tir. Metastatik kanserli hastaların çoğunluğunda
serumda VEGF seviyesinin arttığı görülmüştür[31].
Bevacizumab VEGF'e bağlanan IgG1 izotipinde
humanize bir monoklonal antikordur. Bu antikor VEGF'e
bağlanarak anjiyojenez'i inhibe eder[32]. Bevacimuzab
metastatik kolorektal kanserli hastalarda kemoterapiyle
beraber kombine edilerek uygulandığında hayatta kalma
oranını anlamlı ölçüde artırmıştır[9]. Bevacimuzab
metastatik kolorektal kanserde ve küçük hücreli olmayan
akciğer kanserinde kinik kullanım için onaylıdır.
Kanser tedavisinde kullanılan daha fazla sayıda monoklonal antikorlar bulunmaktadır. Bu makalede kullanımı yaygın olan belirli monoklonal antikorlara değinilmiştir. Ayrıca yeni antijenleri hedef alan veya var olan antijenleri hedef alan yeni monoklonal antikorların denendiği çok sayıda klinik deneme devam etmektedir. Ayrıca şu da not edilmelidir ki, monoklonal antikorlar yorgunluk, ateş, baş ve kas ağrıları, nefes alma zorluğu ve kanamaların artması gibi çeşitli yan etkiler oluşturmaktadır[24]. Tablo 1'de kanser tedavisinde kullanılan başlıca monoklonal antikorlar, hedef aldıkları antijenler ve uygulandıkları kanser türleri özetlenmiştir.

Monoklonal Antikorlar ve Kansere karşı Etki
Mekanizmaları
Monoklonal antikorlar ilk olarak Köhler and Milstein
tarafından 1975 yılında antijenle immünize edilmiş
farelerin B hücreleri ve myelom kanser hücrelerinin
oluşturdukları hibridomalardan elde edilmiştir[33]. Bu
metodolojide aşılanan farelerden elde edilen B
hücrelerinin herbiri tek bir çeşit antikor üretmektedir.
Ancak B lenfositlerin hücre kültür ortamında yaşam
süreleri çok kısıtlı olduğundan, myelom kanser
hücreleriyle hibrid oluşturmaları sağlanır. Böylece yeni
hücreler B lenfositler gibi spesifik antikorlar üretebilmekte
ve kanser hücreleri gibi hücre kültüründe sınırsız
bölünebilme potansiyeline sahip olmaktadır. En son
aşamada tek bir klonun büyümesinden elde edilen
hibridomalardan en uygun şekilde antikor üretenleri
seçilerek monoklonal antikor üreten hibridoma klonları
elde edilmiş olur. Monoklonal antikor üretimi metodolojisi
Şekil 1'de özetlenmiştir.

Fareler tümörde spesifik olarak bulunan ve/veya hedef alınmak istenen antijenle immunize edilir. Serumda en iyi antikor cevabı veren fareler seçilerek, çok sayıda B hücresi içeren dalak hücreleri alınır. Bu hücreler ile fare myeloma hücrelerinin birleşerek hibridoma oluşturmaları sağlanır. Elde edilen hibridomalar çok sayıda kuyucukta besleyici hücrelerle beraber seçici medyumda kültür edilir ve belirli süreler içinde herbir kuyucuktaki hücre kültür medyumunda hedef antijene bağlanan antikor üretimi ELISA (Enzyme- Linked ImmunoSorbent Assay, Enzim - bağlantılı Immunosorbent Assay) ile test edilir. İstenen antikoru üreten kuyucuklardaki hibridomalar alt klonlamayla tek klonları elde etmek için tek düşürme işlemiyle tekrar kültür edilirler, hibridoma klonları elde edilir. Sonraki aşamada üretilen monoklonal antikor, protein saflaştırma teknikleriyle izole edilir. Şekil 1, 42 numaralı kaynaktan uyarlanmıştır.
Monoklonal antikor üretim metodolojisinin dizaynı araştırmacılara sadece 1984 yılında nobel kazandırmakla kalmamış, aynı zamanda bu metodun kullanılmasıyla elde edilen antikorların kliniğe uygulanması tedavide yeni bir yol açmıştır. Şu anda klinik onkolojide Trastuzumab, Cetuximab, Bevacizumab, Alemtuzumab, Rituximab gibi antikorlar öncelikle monoklonal antikor üretim tekniğiyle elde edilmiş, kanser hücrelerine karşı etkinlikleri preklinik modellerde gösterilmiş ve sonrasında kimerize veya humanize edilerek hastalarda kullanıma geçmişlerdir. Monoklonal antikorlar kanser hücrelerine karşı temel olarak üç farklı mekanizmayla etkinlik gösterirler. Kanser hücrelerinin membran antijenlerine bağlanan antikorlar, 1- komplement aktivasyonu ile komplemente bağlı sitotoksisiteyi (CDC) ve 2- antikora bağlı hücresel sitotoksisiteyi (ADCC) tetiklerler. Antikora bağlı hücresel sitotoksisitede kanser hücrelerine bağlanmış antikorların sabit olan Fc fragmentleri başlıca naturel killer hücreler olmak üzere, makrofaj, monosit ve denritik hücreler gibi effektör hücreler tarafından FcGRIII ve FcGRIIa gibi reseptörlerle tanınırlar. Bu tanınma sonrası effektör hücreler kanser hücrelerini hedef alarak perforin ve serin proteazlar olan granzim (granzyme)'ler ile kanser hücrelerinin apoptoz ile ölmesine sebebiyet verirler.
Üçüncü mekanizma ise kanser hücrelerinin bölünme ve anjiyojenezde kullandıkları sinyal yolaklarını harekete geçiren faktörlerin ve reseptörlerin antikor bağlanmasıyla inhibe edilmesidir. Buna örnek olarak bir çok sinyal yolağının aktivasyonunda rol alan epidermal büyüme faktörü reseptörünü hedef alan Cetuximab'ı ve anjiyogenezde rol alan vasküler endotelyal büyüme faktörünü hedef alan Bevacizumab'ı gösterebiliriz. Cetuximab adlı monoklonal antikor EGFR'ye bağlanır ve normalde EGFR'nin aktive ettiği MAP (Mitogen-Activated Protein) kinaz (MAPK), PI3 (phosphatidylinositol 3') kinaz (PI3K) ve Akt hücresel sinyal yolaklarını inhibe eder. Böylece, kanser hücrelerinin proliferasyonunu ve metastazını bir ölçüde engeller. Bevacimuzab ise vasküler endotelyal büyüme faktörünü hedef alarak tümörde yeni damar oluşumunu belirli oranda engeller[34 -37]. Monoklonal antikorların kanser hücrelerine karşı etkinkik mekanizmaları Şekil 2'de özetlenmiştir.

Monoklonal antikorlar tümör hücrelerinin mebranındaki hedef antijenlere bağlanırlar. Bu bağlanma ile çeşitli mekanizmalarla tümör hücresinin ölümüne neden olurlar. Birinci mekanizmada bağlanan antikorun sabit Fc fragmenti effektör hücrelerde bulunan Fc gamma reseptörler tarafından tanınır. Bu effektör hücreler başlıca natürel killer hücreler ve monositlerdir. Effektör hücreler bağlanma sonrası tümör hücrelerinde antikora bağlı sitotoksisite (ADCC)'yi uyararak hücrede apoptozu uyarırlar. İkinci mekanizmada monoklonal antikorun bağlandığı membran antijeni önemli bir büyüme faktörü reseptörü veya büyüme faktörüdür. Bağlanma sonucu büyüme faktörü reseptörünün uyardığı tümör gelişiminde önemli olan sinyal yolakları engellenir. Bu şekilde tümör gelişimi inhibe edilir veya tümör hücresinde apoptoz uyarılır.
Yukarıda bahsedilen monoklonal antikorlardan birisi olan ve CD20 antijenini hedef alan Rituximab tedavisine verilen cevaptaki genetik faktörler incelendiğinde, Fc Gamma reseptörlerinde ve komplement alt ünitelerindeki gen polimorfizmlerinin etkili olduğu görülmüştür[38-39]. Fc Gamma reseptörleri antikora bağlı hücresel sitotoksisitede görev almakta, komplement alt üniteleri ise komplemente bağlı sitotoksisitede görev almaktadır. Görüldüğü üzere, laboratuvarda hücre kültür deneylerine ek olarak, yapılan genetik korelasyon çalışmaları da, Rituximab'ın terapötik etkinliğinde ADCC ile CDC önemini desteklemektedir. Benzer şekilde EGFR'ye bağlanan Cetuximab'ın uygulanmasına kolorektal kanser hastalarının verdiği cevaba bakıldığında, iki farklı Fc Gamma reseptöründe bulunan polimorfizmlerin cevabı etkilediği görülmüştür. Cetuximab tedavisi alan metastatik kolorektal kanserli hastalarda, Fc Gamma Reseptör 2A ve 3A'daki polimorfizmlerle hastalık nüksetmeden hayatta kalma sürelerinin ilişkili olduğu bulunmuştur[40]. Meme kanseri tedavisinde kullanılan Trastumuzab'ın ADCC oluşturma etkinliğiyle Fc Gamma reseptör polimorfizmleri arasında da ilişki olduğu gösterilmiştir[41].
Sonuç olarak; Kanser oluşumu, progresyonu, metastazı, kanserin immün sistem elemanlarını tepkisiz hale getirme, tümör büyümesini artıracak faktörleri salgılamasını sağlama ve kemoterapiye direnç geliştirme mekanizmaları gibi birçok alanda preklinik araştırmalar devam etmekte, kanserin moleküler ve hücresel biyolojisi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Bu araştırmalar sonucunda tespit edilen muhtemel hedef proteinlere yönelik üretilen monoklonal antikorlar preklinik çalışmalarda ve klinik faz çalışmalarında denenmektedir. Kemoterapiye destek gereken bazı durumlarda tedaviye monoklonal antikorların eklenmesi kanser tedavisi için umut vaat etmektedir.
References
- Wang RF, Appella E, Kawakami Y, Kang X, Rosenberg SA. Identification of TRP-2 as a human tumor antigen recognized by cytotoxic T lymphocytes. J Exp Med 1996; 184: 2207–221.
- Ladjemi MZ, Jacot W, Chardès T, Pèlegrin A, Navarro- Teulon I. Anti-HER2 vaccines: New prospects for breast cancer therapy. Cancer Immunol Immunother 2010; 59: 1295-312.
- Cohen RB. Epidermal growth factor receptor as a therapeutic target in colorectal cancer. Clin Colorectal Cancer 2003; 2: 246–251.
- Jager E, Chen YT, Drijfhout JW, et al. Simultaneous humoral and cellular immune response against cancertestis antigen NY-ESO-1: definition of human histocompatibility leukocyte antigen (HLA)-A2-binding peptide epitopes. J Exp Med 1998; 187: 265–270.
- Srinivasan R, Wolchok JD. Tumor antigens for cancer immunotherapy: Therapeutic potential of xenogeneic DNA vaccines. J Transl Med 2004; 2: 12.
- Kantoff PW, Higano CS, Shore ND, et al. Sipuleucel-T immunotherapy for castration-resistant prostate cancer. N Engl J Med 2010; 363: 411–422.
- Waldmann TA. Immunotherapy: past, present and future. Nature Medicine 2003; 9: 269–277.
- Hodi FS, O'Day SJ, McDermott DF, et al. Improved survival with ipilimumab in patients with metastatic melanoma. N Engl J Med 2010; 363: 711–723.
- Hurwitz H, Fehrenbacher L, Novotny W, et al. Bevacizumab plus irinotecan, fluorouracil, and leucovorin for metastatic colorectal cancer. N Engl J Med 2004; 350: 2335–2342.
- Keating MJ, Cazin B, Coutre S, et al. Campath-1H treatment of T-cell prolymphocytic leukemia in patients for whom at least one prior chemotherapy regimen has failed. J Clin Oncol 2002; 20: 205–213.
- Reff ME, Carner K, Chambers KS, et al. Depletion of B cells in vivo by a chimeric mouse human monoclonal antibody to CD20. Blood 1994; 83: 435–445.
- Hamid O. Emerging treatments in oncology: focus on tyrosine kinase (erbB) receptor inhibitors. J Am Pharm Assoc 2004; 44: 52-8.
- Aifa S, Rebai A. ErbB antagonists patenting: "playing chess with cancer". Recent Pat Biotechnol 2008; 2: 181-187.
- Raffaele A, Michele C, Domenico C, et al. Panitumumab: a new frontier of target therapy for the treatment of metastatic colorectal cancer. Expert Review of Anticancer Therapy 2010; 10: 499-505.
- Press MF, Pike MC, Chazin VR, et al. HER-2/neu expression in nodenegative breast cancer: direct tissue quantitation by computerized image analysis and association of overexpression with increased risk of recurrent disease. Cancer Res 1993; 53: 4960-4970.
- Ravdin PM, Chamness GC. The c-erbB-2 proto-oncogene as a prognostic and predictive marker in breast cancer: a paradigm aborat development of other macromolecular markers-a review. Gene 1995; 159: 19-27.
- Seshadri R, Firgaira FA, Horsfall DJ, et al. Clinical significance of HER-2/neu oncogene amplification in primary breast cancer. J Clin Oncol 1993; 11: 1936-1942.
- Slamon DJ, Clark GM, Wong SG, et al. Human breast cancer: correlation of relapse and survival with amplification of the HER2-2/neu oncogene. Science 1987; 235: 177-182.
- Slamon DJ, Godolphin W, Jones LA, et al. Studies of the HER-2/neu proto-oncogene in human breast and ovarian cancer. Science 1989; 244: 707-712.
- Slamon DJ, Leyland-Jones B, Shak S, et al. Use of chemotherapy plus a monoclonal antibody against HER2 for metastatic breast cancer that overexpresses HER2. N Engl J Med 2001; 344: 783-792.
- Chamuleau ME, van de Loosdrecht AA, Huijgens PC. Monoclonal antibody therapy in haematological malignancies. Curr Clin Pharmacol 2010; 5: 148-159.
- Maloney DG, Grillo-López AJ, White CA et al. IDEC-C2B8 (Rituximab) anti-CD20 monoclonal antibody therapy in patients withrelapsed low-grade non-Hodgkin's lymphoma. Blood 1997; 90: 2188-2195.
- Wood AM. Rituximab: an innovative therapy for non- Hodgkin's lymphoma. Am J Health Syst Pharm 2001; 58: 215-229
- Elloumi J, Jellali K, Jemel I, Aifa S. Monoclonal antibodies as cancer therapeutics. Recent Pat Biotechnol. 2012; 6: 45-56.
- Buggins AG, Mufti GJ, Salisbury J et al. Peripheral blood but not tissue dendritic cells express CD52 and are depleted by treatment with alemtuzumab. Blood 2002; 100: 1715-1720.
- Ratzinger G, Reagan JL, Heller G, Busam KJ, Young JW. Differential CD52 expression by distinct myeloid dendritic cell subsets: implications for alemtuzumab activity at the level of antigen presentation in allogeneic graft-host interactions in transplantation. Blood 2003; 101: 1422- 1429.
- Piccaluga PP, Agostinelli C, Righi S, Zinzani PL, Pileri SA. Expression of CD52 in peripheral T-cell lymphoma. Haematologica 2007; 92: 566-567.
- Riechmann L, Clark M, Waldmann H, Winter G. Reshaping human antibodies for therapy. Nature 1988; 332: 323-327.
- Beck KE, Blansfield JA, Tran KQ et al. Enterocolitis in Patients With Cancer After Antibody Blockade of Cytotoxic TLymphocyte– Associated Antigen 4. Journal of Clinical Oncology 2006: 24; 283-289.
- Mori T. Ipilimumab, a new molecular targeted therapy of malignant neoplastic disease. Gan To Kagaku Ryoho 2011; 38: 31-35.
- Kraft A, Weindel K, Ochs A, et al. Vascular endothelial growthfactor in the sera and effusions of patients with malignant and nonmalignant disease. Cancer 1999; 85: 178-187.
- Los M, Roodhart JM, Voest EE. Target practice: lessons from phase III trials with bevacizumab and vatalanib in the treatment of advanced colorectal cancer. The Oncologist 2007; 12: 443-450.
- Köhler G, Milstein C. Continuous cultures of fused cells secreting antibody of predefined specificity. Nature 1975; 256: 495–497.
- Ferris RL, Jaffee EM, Ferrone S. Tumor antigen-targeted, monoclonal antibody-based immunotherapy: clinical response, cellular immunity, and immunoescape. Journal of Clinical Oncology 2010; 28: 4390-4399.
- Reslan L, Dalle S, Dumontet C. Understanding and circumventing resistance to anticancer monoclonal antibodies. Mabs 2009; 1: 222-229.
- Yamada T. Therapeutic monoclonal antibodies. Keio J Med. 2011; 60: 37-46.
- Yarden Y, Sliwkowski MX. Untangling the ErbB signaling network. Nat Rev Mol Cell Biol 2001; 2: 127-37.
- Cartron G, Dacheux L, Salles G, et al. Therapeutic activity of humanized anti-CD20 monoclonal antibody and polymorphism in IgG Fc receptor FcgammaRIIIa gene. Blood 2002; 99: 754-758.
- Racila E, Link BK, Weng WK, et al. A polymorphism in the complement component C1qA correlates with prolonged response following rituximab therapy of follicular lymphoma. Clin Cancer Res 2008; 14: 6697-6703.
- Zhang W, Gordon M, Schultheis AM, et al. FCGR2A and FCGR3A polymorphisms associated with clinical outcome of epidermal growth factor receptor expressing metastatic colorectal cancer patients treated with single-agent cetuximab. J Clin Oncol 2007; 25: 3712-8.
- Musolino A, Naldi N, Bortesi B, et al. Immunoglobulin G fragment C receptor polymorphisms and clinical efficacy of trastuzumab-based therapy in patients with HER-2/neupositive metastatic breast cancer. J Clin Oncol 2008; 26: 1789-1796.
- Michnick SW, Sidhu SS. Submitting antibodies to binding arbitration. Nat Chem Biol 2008; 4: 326–329.
- MEME KANSERİNİN TEDAVİSİNDEN SONRA LENFÖDEM: ANATOMİ VE FİZYOPATOLOJİ
- BENİGN PROSTAT HİPERPLAZİLİ OLGULARDA TRANSİZYONEL ZONDA İZOLE PROSTAT İNTRAEPİTELYAL NEOPLAZİ (PIN) İNSİDANSI VE YAŞ, PROSTAT SPESİFİK ANTİJEN (PSA) VE PSA DANSİTESİ İLE OLAN İLİŞKİSİ
- ÇEŞİTLİ KANSER TİPLERİNDE KROMOZOMAL FRAJİL BÖLGELERİN ARAŞTIRILMASI
- PROSTAT KANSERİNDE C-MYC GEN AMPLİFİKASYONU VE KROMOZOM 8 KAZANCININ ÖNEMİ
- KOLOREKTAL KANSERLERDEKİ KROMOZOMAL DEĞİŞİKLİKLERİN TESPİTİ